MetropolitMesaji

  • Diriliş Paskalya Bayramı Vaazı 2020

    DİRİLİŞ                                    2020                                  ܩܝܳܡܬ̊ܐ

    Takvimce 2020’de, yani 21 asır sonra gizemli bir Dirilişi yaşamanın, bu gün bizde yarattığı hayranlığı yaşıyoruz. Gizemli bir Diriliş dedik; izine rastlanmayan olayların biçimine gizemli diyoruz. Örneğin, insanlık kâbusu Korona hanıma da: gizemli, süpürücü bir hastalık diyoruz. Söz konusu hastalık bizde yarattığı infial, hiç de gizemli bir olaya benzemiyor. Ama kendisi, halen gizemini koruyor. Bilim adamları teşhisi için iştigaldir ve bunun peşindeler, ama o; götüreceklerini götürdü. Zaten ölüm kokan bir nevi virüstür. Korona virüsüne ister istemez herkes inandı. Bir diğer virüsten azıcık bahsetsek mi? Herhalde fena olmaz, normal ölümden konuşmak yani. Bir virüstü ortaya çıkan zamanımızda, anında kasıp kavurdu her tarafı. Çıkışının sebebi ya birilerinin kabahatiydi ya da doğamızın maruz kaldığı zaaflı yapısından kaynaklıdır. Temennimiz, insanı daha fazla ezen ve gücünü aşan, hem farklısı hem diğer başka virüslerin ortaya çıkmamasıdır; o tahammülümüzü daha da zorlayacak. Çünkü adı konulmuş, lakin dizginlenememiş Korona ile baş edemedik. Sınırlı da olsa, illa ki dizginlenecektir, ancak ne malum ki, korona afeti bizimle hayat boyu insan doğasında mutasyona uğrayarak, dost kalmasın? Şimdiye deyin, Koronanın kökü kazınacak diye bir müjde de alamadık. Korona, artık kitlesel ölüm vakalarına gerekçelenebilir kanaati herkeste hâkimdir. Buna göre, insanlık tarihinde savaşlar hariç, veba gibi diğer afetler bundan az değildi, onların birer ölüm kasırgaları olduğunu unutmamak lazım. Bu kitlesel ölüm kasırgaların dışında, dört önemli ölümü işlemek gerekir. Birincisi, kaynak başındaki kişinin bıraktığı mirastır. Âdem, bulaştığı hatadan tüm insanlar için âdete ölüm fışkırdı ve kâbus gibi hepsinin üzerine çöktü. Yine de insanlar birleşip de bu ağır boyunduruktan kurtulmayı akıl edemiyor. Sanki soya çekim bir hal, almış başını gidiyor dercesine; herkes bu can ortağıyla gizli küsülü bir mutluluk içindedir. Can ortağımız ölüm, insanları iki koldan vuruyor. Birincisi canı bedenden ayırarak, bu geçici yaşamdan kopartıyor. İkincisi ise, bizi Tanrı'dan kopartarak; sonsuzdaki yaşamdan bizi mahrum ediyor. Tam olarak, bizim de endişemiz bundandır. Bu ikinci şıktan, kurtulma belgesini bize ancak İsa verebilir; ama insanların çehresine bakılırsa bu çaresiz gibi görünüyor. Elbette ki, insanlar ölümlü, düşünceleri de kendileri gibi ölümlüdür; o yüzden kıt kanaatliler. Yüz binin üzerine çıkan ölümlere rağmen, Korona virüsüne karşı erken bir çözüm bulunamadı, ama yakamıza yapışan irsi ölüm için 2000 yıl önce çözüm bulundu, bu ölüm vakası, yaklaşık yüz milyar insanın hayatına mal oldu. Uğrumuza Haça gerilen Mesih, bunun kesin çözümü olmasına karşın; insanlar kırıcı taksiratlarıyla yüzleşmemek için kurtuluş tebliğine inatla karşıt görüşte diretiyor. Âdemoğlu neden diretiyor? ‘Çünkü yaptıkları işler kötüydü’ (Yuhanna 3:1) öyle ki karanlık işleri gün yüzüne çıkmasın diye sessizliği seçti. İsa: ‘Yol, gerçek ve yaşam Ben'im, dedi. Ben olmadan, Baba'ya kimse gelemez’ (Yuhanna 14:6). Kısacası, insan hem çözüm karşıtı olurken, hem kısa vadedeki bedensel ölümler için çözüm arayışları peşindedir. Bedensel ölümlerden neden endişe duyuluyor? Zira dünya insanları, gelecekteki yeni yaşamdan bihaber olmasından kaynaklı fiziksel rüya gibi yaşantıya mıknatıs gibi tutunmakla bir hayale güven beslemeleridir. Öylece sınırlı zamanı, kazançmış gibi görüyor olmasındandır. Korkuları da, bedeni öldüren düşüncesi şuuraltına yerleşmiş ma-teryalist inadından kaynaklanıyor. ‘Bedeni öldüren, ama canı öldüremeyenlerden korkmayın. Canı da bedeni de  aynı anda- cehennemde mahvedebilen Tanrı'dan korkun’ (Matta 10: 28). Korona, bedenimizi öldürebiliyor korkusu, dehşet gibi üstümüze çöktü. Yüreğimizi göğe açarak: Ey Rab, yolunu -bize- öğret, Senin gerçeğine göre -yürüyelim-, -bizi- kararlı kıl, yalnız Senin adından -korkalım-’ (Mezmur 86: 11) diyebilelim. İsa’nın Dirilişiyle ilgili kanıtları ararken 2000 yıl geriye dönmek lazım, en az Nero dönemini düşünebiliriz, belki de Romalı tarihçi Takıtus'un belgelerine kadar insanı götürebilir. Takıtus'un verilerini incelerken İ.S. 65. Yılı ya da 112. Yılı kurcaladığımız zaman göreceğiz ki o dönemde acımasız barbarlar, Roma bölgesinde şehit Hıristiyanları günah keçisi yaparak onları tartaklıyorlardı; hatta Roma yangınından bile sorumlu tutulurdu. Yalnız öyle değil, katil Neronun utanç kararlarında, İsa’nın ve onun takipçilerinin, Yahudi (Filistin) satrapı ya da valisi Pontiyos Pilatus günlerinde yaşadıkları izlerine rastlanır. En nihayet Roma’da da Hıristiyanların 65’ten sonra kayıtlara geçmiş, özellikle 112. Yılında onlara yapılan zulüm belgeleri ayrı bir kanıttır (Takıtus). Yusifos, İsa hakkında şunları da söylüyor: O, olağanüstü bir şahsiyetti, O, Pontiyos Pilatus döneminde yargılandı. Roma, Akdeniz ve Batı dünyasına kısa bir sürede inancını tesis etmiş. Bazı barbarlar tarafından her ne kadar puta tapar düşüncelerine ters geldiğini düşündüyseler de, son derece tutarlı ve etkileyici inancı insanları etkilediğini söylüyorlardı. Tekrar, komutan ve tarihçi Yusifos: zamanımızda, İsa adında biri ortaya çıktı, değerli biri, erdemli bir şahsiyet; ona hem Yahudilerden hem diğer uluslardan bir sürü insan inandığını söylüyordu. Bununla kalmıyordu. O her ne kadar Pilatus ve Yahudi büyükleri tarafından ölüme yargılandıysa da, üç gün sonra diri olarak ortaya çıktı ve Havarileri, etkin bir şekilde Dirilişini dünyaya duyuruyordu. Dirilişi, böylece evrensel bir boyut kazandığını teyit ediyordu. Neden bu atıflara değiniyoruz? Mesih’le ilgili antik belgeler ve Onun ahlak değerlerini izah eden sahih notlar; bizi yakından ilgilendirdiği içindir. Buradan başlayarak, bu meziyet sahibi İsa, suretindeki Âdem’i hükmü altına alan kalıtsal ölümün ikinci şıkını ortadan kaldırmak için öldüğünü kabul ediyoruz!

    Dünyayı suyla yıkayan, günahı tufanla boğan ikinci ölüm, Nuh döneminde, suyun yükselişi; günah bataklığındaki insanlara indirilen ilahi bir darbeydi. Eğer İsa, söz konusu darbeye vurgu yapmamış olsaydı, fanteziciler, mitolojiden ibarettir, hayal falan deyip geçeceklerdi. Tufanla ilgili, İsa atıfta bulunarak şöyle diyordu: ‘Nuh'un günlerinde nasıl olduysa, İnsanoğlunun gelişinde de öyle olacaktır. Nuh'un gemiye bindiği güne dek, …insanlar yiyip içiyordu, evlenip evlendiri-liyorlardı; tufan gelince hepsini süpürüp götürünceye dek başlarına geleceklerden -tümü- habersizdi’ (Matta 24:37). Unutmamak gerek ki,  Nuh ve ailesi de o kuşağın ortasında yaşıyordu, dolaysıyla, televizyon haberlerini falan dinlemiyordu. Onlar, ruhlarını o kuşağın yaptıklarıyla söndürmemişti, onlar sadece Allah'ın suretinde olduklarının farkındaydı, onlar Tanrı'nın suretini zulüm ve fuhuş, cenk ve kargaşayla kirletmedi; o zaman ki insanların, adi suçlarına da bulaşmamıştı, çünkü karanlık işlerinin akıbetine inanıyordu. Dolaysıyla, sorun zalimlerin haberdar olup olmamaları gibi bir şey değildi tamamıyla zavallılıktı. Sorun, zalim insanların yaramaz ve ahlak dışı arzulara heveslenmeleriydi, Allah’ın suretini değersiz kılıyorlardı. Uhrevi değerleri hiçe saymalarıydı, manevi yaşam tarzının yerine, tamamen kendilerini dünyevi çöküntüye ve çıkmaza teslim etmelerinden kaynaklıydı. O zamanın insanı gibi, her insan işlediği suçla, karanlığa saplanacak ve ne yazık ki bu nedenle kurtuluş yolunu bulamayacaktır! Kutsal Kitap, bizler için önder ve rehberdir, o hem kötülerin durumunu hem de nasıl iyi olunur diye kutsalların hayatını da yazdı. Süleyman’ın Öz Değişlerinde: ‘Sağduyudan yoksun kişi ahmaklığıyla sevinir, ama akıllı insan dürüst bir yaşam -sürdürür- sağduyulu kişi yukarıya, yaşama giden yoldadır, bu da ölüler diyarına inmesini önler’ (Süleyman’ın Öz Değişleri 15: 21). Bu değiş, ikinci ölümden korunmanın yollarına bakmamıza ışık tutar.

    İbretlik büyük afetler; insanları kitle suçlardan korumak için belgelendi. Öyle ki üçüncü ölüm, Lut dönemindeki kuşak kendini ucuz sefahate kaptırmıştı. Deyim yerindeyse: eğlence türlerine, zorbalığa, düzeysizliğe, sarhoşluğa, işsizliğe, çeteciliğe, fuhuş yollarına, düzensiz evliliklere, evliliklerdeki ihanetlere, gasp etmeye vd. Sodom ve Gomorranın gerçeği hafızalarımızda taze tutulsun diye, İsa o antik olayı da es geçmedi ve diyor: ‘Lut'un günlerinde de durum aynıydı. İnsanlar yiyip içiyor, alıp satıyor, tohum ekiyor, ev yapıyorlardı. Ama Lut'un Sodomdan ayrıldığı gün gökten ateşle kükürt yağdı ve hepsini yok etti. İnsanoğlunun ortaya çıkacağı gün durum aynı olacaktır. …Lut'un karısına olanları hatırlayın! Canını esirgemek isteyen onu yitirecek; canını yitiren ise onu yaşatacaktır’ (Luka 17:28). Lut’un karısı kurtuluş yolundan yüz çevirmesiyle yok olması bir oldu. Bu gün İsa Kurtuluş Yolu olarak, bizler için ölümü yenerek dirildi, ruh sevincini ve coşkusunu bize verdi. Arkadakileri bırakalım, unutalım; önümüze bakalım ve seçici olalım. Rab Dirildi, inanıyor ve iman ediyoruz… Cümleten İyi Bayramlar efendim… 

    Ğriğoriyos Melki Ürek

    Metropolit

    19 Nisan 2020 

    Adıyaman

     

    « Tümü

Copyright ® 2014 Adıyaman Süryani Kadim Metropolitliği

Bu sitede kullanılan yazılı ya da görsel dökümanlar izinsiz kullanılamaz.

+90 (416) 213 36 73

Tüm yenilik ve gelişmelerimizden e-posta adresinizi bizimle paylaşarak ilk siz haberdar olabilirsiniz.