MetropolitMesaji

  • Mesih İsa'nın Doğum Bayramı Vaazı - 25 Aralık 2020

     

    Kırdaki çobanlarla ayılın, zira şuan Rab Bayramınızı tebrik ediyor, bununla beraber ve Onun paralelinde, ben de Bayramınızı içtenliğimle tebrik ediyorum ey değerli kardeşlerim; çünkü İsa doğdu. Bilelim ki Bayram, sadece görsel şeylerle sevincimizi doldurmuyor; o aynı zamanda içselleştirdiğimiz manevi değerler dizisiyle Tanrıyla birleştirmeye çalıştığımız güzel tutkularımızı; gönülleri gönence kavuşturarak coşturur. O halde, her bayrama fark atan bu Bayramı, günah tutkusuyla yitirdiğimiz o ilk masum özgürlüğümüze kavuşma bilinciyle kutluyoruz. Ey kardeşim, Allah senden hoşnut olmasını istemez misin? O halde çobanlarla aynı karede seni de melekler şöyle müjdelemek istediklerini unutma: ‘Yeryüzünde O'nun hoşnut kaldığı insanlara esenlik olsun’ (Luka 2:14) sözünde olduğu gibi, melekler bu sözle ve bu iyimser müjdeyle, o günkü çobanları ayık tutmaya çalışıyordu, aynı söz ve müjde bu gün de aynıdır ve bizi ayık tutmaya yetmiyor mu? Acıdır söylemesi ki, günümüz insanı tutumuyla, Yaratıcıyı inkâr etmek ve Onu yok saymak, yüzyılımızın sendromu haline gelmiştir. Varsayımla, sana mantık ve şekil verenin bir esvap gibi modasının geçtiğini mi sanıyorsun? Az sonra değinileceği gibi, peygamberlik nidasıyla Onun kim olduğunu ve yerini asla ne başkasına bırakacağını ne de demode olabileceğini gösterecektir. Hatırlatmakta yarar var ki, değişkenlik evrimi Onun değil, zamana tabi tutulan insan ve diğer varlıkların hususudur! Sen, tabiatından kaynaklanan ve Tanrıya karşı öz denetimi kaçan bir öfkeyle dolu olabilirsin, belki de kişisel arzulardan neticelenen kanaatle yersiz kaygılarla, kırgınlıkla, öfkeyle, içi boş otokritiklerle Ona karşı asileşerek bunu yapıyorsun. Gel gör ki, peygamber Eliya, inzivayla Rabbe hizmet ettiğini sanarak öfkeleniyordu ve öfkeyle şu davası haklı bulundu: ‘Ya Rab, yeter artık, canımı al da kurtulayım, nasıl da herkes emirlerini hiçe saydıkları bir dönemde yaşama hakkım olsun? Bil ki, ben atalarımdan daha iyi değilim. Sonra kırsal bölgeye kaçarak saklandı ve bir çeşit retem çalının altına yatıp uykuya daldı. O, bu öfkeyle kavrulurken, Rab onu yalnız bırakmadı, aksine avuttu ve ansızın bir melek ona dokunarak, kalk yemek ye dedi. İliya çevresine bakınca yanı başında, kızgın taşın üstünde bir pide ve orada bir testi su gördü, yiyip içtikten sonra yine uzandı çünkü konuya odaklanmış ve dopdoluydu. Rabbin meleği ikinci kez geldi, ona dokunarak, İliya kalk yemeğini ye; gideceğin yol çok uzun dedi. İliya kalktı, yiyip içti. Yediklerinden aldığı güçle kırk gün kırk gece Tanrı dağı Huribe kadar yürüdü.  Orada bulunan bir mağarada katı oruçluyken geceyi orada geçirdi, biz zaten yiğit atalarımızın orucu ve inayetiyle yaşıyoruz. Rab İliya’ya görünüyor, Rab, ona burada ne yapıyorsun İliya, diye sordu. İliya, Rabbe, her şeye Egemen Tanrı'ya büyük bir istekle kulluk ettim, diye karşılık verdi, ama İsrail halkı senin antlaşmanı reddetti, sunaklarını yıktı ve peygamberlerini kılıçtan geçirdi öyle ki yalnız ben kaldım beni de öldürmeye çalışıyorlar, diye cevapladı. İşte tereddüt etmeyen kişilik böyle olur, o derece ki kendi samimiyetinden şüphe götürmeden; Halkı Allah’a şikâyet edebiliyor! Rab, ona dağa çık ve önümde dur, yanından geçeceğim dedi. O an Rabbin önünden çok güçlü bir rüzgâr esti, dağları yarıp kayaları parçaladı. Ancak Rab rüzgârın içinde değildi, rüzgârın ardından bir deprem oldu Rab depremin içinde de değildi, depremden sonra bir ateş çıktı, ancak Rab ateşin içinde de değildi, ateşten sonra ince, yumuşak bir ses duyuldu, İliya bu sesi duyunca, cüppesiyle yüzünü örttü; çıkıp mağaranın girişinde durdu. O sırada tekrar bir ses: Burada ne yapıyorsun İliya, dedi. İliya, Rabbe, her şeye Egemen Tanrı'ya büyük bir istekle kulluk ettim, diye karşılık verdi. Bu sefer Rab, ona geldiğin yoldan geri dön; Şam yakınındaki kırlara git dedi ve oraya vardığında, Hazael'i Aram Kralı olarak, Nimşi oğlu Yehu'yu da İsrail Kralı olarak, Abel Mahalayelli Şafat'ın oğlu Elişa'yı da kendi yerine peygamber olarak mesh edeceksin. Aram kralı Hazael'in kılıcından kurtulanı Yehu, Yehu'nun kılıcından kurtulanı Elişa öldürecek. İşte değerli dostum, buradan şu dersi çıkartmak lazım: bu bizim inandığımız Rab, yani iğrenç eylemlerimizi bağışlamak için bugün Doğan İsa, dünyadaki tüm kralları; krallık tahtlarına; tıpkı eski Suriye Devletinin Arami Kralı Hazael’i atadığı gibi O atar! Daha sonra Rab, İliya Peygamberin kaygılarını sıfırlayarak, ona şöyle seslenir: -sen ey İliya bilmelisin ki- İsrail'de Baal'ın önünde diz çöküp ona tapmamış yedi bin kişiyi sağ bırakacağım diyerek ona güvence verir.

    Elişa'ya yapılan çağrı: İliya oradan ayrılıp gitti, Şafat oğlu Elişa'yı buldu. Elişa, on iki çift öküzle saban sürenlerin ardından on ikinci çifti sürüyordu. İliya Elişa'nın yanından geçerek kendi cüppesini onun üzerine attı. Elişa öküzleri bırakıp İliya'nın ardından koştu. Ona, bana izin ver annemle babamı öpeyim, sonra seninle geleyim dedi. İliya ona geri dön, ben sana ne yaptım ki, diye karşılık verdi; İliya cevabının açılımı şu: İliya bu pozisyonda, peygamberlik yetkisini Elişa’ya verirken kendisi için menfaate dayalı böbürlenme kompleksinden doğan bir pay kopartmaya çalışmadı. Ardından Elişa gidip sürdüğü çift öküzlerini kesti, boyunduruklarıyla ateş yakıp etlerini pişirdikten sonra, yesinler diye halka dağıttı. Sonra, İliya'nın ardından gidip ona hizmet etti’ (I. Krallar 19:4). İliya göğe yükselince, nöbet teslimi ve yetki devir görevi adına cübbesini Elişa’ya havadayken bıraktı, böylece Elişa yerini doldurmuş oldu (II. Krallar 2:13). Birbirini takıp eden tarih kayıtlarına göz gezdirdiğimizde, göreceğiz ki insanlar arasında oldubitti vahşet işleniyor, bir yandan putperestlik diğer yandan kıyım. Dahası eski çağlarda, barbarlar altın (keşmekeş) devrini yaşıyordu. Gün yoktu ki boğazlanmalar ya aile içinde ya da uluslar arasında işlenmemiş olsun. Tüm o yıkıcı süreçlerde sıyrılmaya çalışan ve hayatta ne pahasında olursa olsun, o dönem, Tanrının amacına hizmet eden Yahudi ümmeti de şiddet kullanarak ayakta kalmayı başardı. Anlatımdaki gibi, o eski çağlar keşmekeşlikti, kimin eli kimin cebindeydi kimse bilmezdi, hatırlatalım ki Aramiler gibi kültürlü toplumlar da ayaklar altında öylece çiğnendi. Esasen Kurtarıcı Rab, insan soyuna güvenmiyor; yine de ilk etapta, kadim çağlarda insan soyunu inayetle, hem iblisten hem de azgın yırtıcı hayvanlardan bütünleşik himaye etmiştir. İkinci etapta, insan soyunu, Nuh aracılığıyla devam ettirdi. Üçüncü etapta, Kurtarıcının dünyaya gelişini sağlama stratejisi için Musa’yı kullanarak zemin hazırlamıştır. Dördüncü etapta ise, iki bin yıldır hakkında hep konuşma yaptığımız O Kurtarıcı, bugün bizden biri gibi olsun, aramızda doğsun, insan soyunu fiilen aklandırsın ve kurtarsın diye tüm bu olaylar cereyan etti (Yuhanna 1:14). İnsanlar hem kendi kendileriyle, hem başkalarıyla barışık olmadıkları için, esenliğin ne anlama geldiğini pek bilmezler. Böylece İsa’nın Doğumuyla beraber gelen Göksel Esenliğin faydasının da değerini bilmezler. İsa, doğar doğmaz ‘Göksel Kral’ olarak önünden gönderdiği melekler aracılığıyla, insanlara esenlik olmasını istedi, melekler de bunu çobanların eliyle tüm sürüye verdi ve böylece barış mütarekesi yapıldı. Taşrada semavi övgüyle birlikte meleklerin ağzında şu ibare tekrarlanıyordu: ‘insanlara Esenlik olsun.’ öyleyse bizler bu yeni ve önemli tebliğ için Rabbe: ‘Haleluya’ dememiz lazım (Luka 2:14).

    Önceki çağlarda olduğu gibi, asrımızda da her yerde her ulus çeşit çeşit bayramları kutluyor, bunlardan kimisi dini bayramlardır, kimisi kültürel bayramlardır, kimisi batıl bayramlardır, kimisi de geleneksel bayramlardır o kutladıkları. Ama biz Hıristiyan camiası, insan bedeninde görünen ve onunla bütünleşen Kelam Allah İsa’nın doğduğu günü, her yıl muhteşem bir bağlılıkla Doğum Bayramı olarak kutluyoruz. Peki neden? Zira Halasımızı sağlayan, tözüyle başlayan ve güneş yıllarına sığmayan Söz, Allah’ın Hikmeti olarak, biçimde Onun beyninden doğduğunu, teoloji mefhumu hem ifade ediyor hem tanımlıyor. Onu doğuran beyin Baba, mutlak olmasıyla var olan her varlığın var olma nedeni; hem us hem varoluşun baş kaynağıdır. Mutlak varlığının enerji kaynağı ise Kutsal Ruhtur. Tıpkı bizdeki var olma kaynağımız modeli anlatılırken canlılığımız bizi ele verdiği gibi, tek güç, benzersiz tek Doğa, tek Tanrı diye tahayyülle tasvir ettiğimiz O Yüce’nin bileşkesidir. Sözden bahsettik, anlaşılsın ki insan lügatinin havaya uçurulan bir kelimesi olarak algılanmasın. Düşününüz ki, imtiyazla bizi diğer canlılardan ya da başka bir değişle diğer hayvanlardan mantık hususunda ya da hususuyla ayıran ve Kendisine bu şekilde bir nevi şeklen benzer kılan, ne işitme özürlüğü, ne konuşma peltekliği, ne yürüme saikası, ne damarlardaki erke, ne kaslardaki fiziki yaşam kaynağı olur. Ne de canlılardaki can gibi algılanır, betimlenen O eşsiz Enerji, mücerret ve dışındaki her doğadan soyut olarak bilinmelidir. Bilahare, O Tanrı fenerinin bir kıvılcımı bir ışını ki Onda ve Onun aracılığıyla mantıklı yaşamımızı kazandık. Bunları, Rab Kelamının dışındaki her varlığı kelamıyla bildiğini, Kelamını da başka bir sözle değil, illa ki Kelamını Kelamının aracılığıyla bildiğini bilmek lazım. İşte öylece insan da içindeki yahut mantığındaki her şeyi; beyni aracılığıyla idrak etmiyor mu? Öyle ki beynini başkasının beyni aracılığıyla değil, ancak kendi öz be öz beyniyle keşfedebildiğini biliyoruz. Bu karmaşık sunumla, Oğul ve Kutsal Ruh; tüm şekillenmelerin dışında Babanın Özünde yırtılmayan birliği, irade ve tek doğasının bütünleyici unsurlarıdır. Yine bu zorlu bileşene, zorlu Hıristiyan mantığı, inancı ve güçlü yapıdaki kültürüyle mıknatıs gibi hikmet, dirayet ve idrakle yapıştığını bilmek gerekir. Bu hikmetle, Oğulun yüceliği, yaratıklara açıklanmadan önceki sarayı; Babanın bağrıydı. Son zamanlarda, uğrumuza ve bizler için, bir Hanımefendiden beden büründü. Bürünmesi, bedenimize her hücreyle çözüntü olmadan bütünleşme aktivitesiyle gerçekleştiğini bilmek ve algılamak lazım! Öte yandan, algı operasyonuyla, insan hamiliğinin de dayatmasıyla birlikte, kitle insanlar eş biçimli sonbaharda nasıl ki çınar ağacından yapraklar kopuyorsa; Kurtarıcıya iltihak şansından payını alamadıkları gibi, Yüce Êmanuel’i negatif hayallerle, dolaysıyla düşük anlamlarla tek Tanrılık doğası dışına çekmeye çalışanlar silkelenerek düşer. Ama Rab, kilise aracılığıyla onlara yaptığı şu uyarı var olduğunu unutmasınlar: ‘Rab, tek Tanrı'dır,  şimdi dinleyin ey kullarım, seçtiğim Hıristiyan ulusları! Sizi yaratan, rahimde size biçim veren, size yardım edecek olan Rab şöyle diyor: Korkmayın, ey kullarım, ey uluslar sizi ben seçtim! Susamış toprağı sulayacak, kurumuş toprakta dereler akıtacağım. Çocuklarınızın üzerine Ruhumu dökecek ve soyunu kutsal kılacağım. Akarsu kıyısında otlar arasında yükselen kavaklar gibi boy atacaksınız. Öyle ki, kiminiz, açıkça ben Rabbe aitim diyecek, kiminiz kutsalların adını taşıyacak, kiminiz de Hıristiyan kimliğinizle övünecek. Rab, Kralımız ve Kurtarıcımızdır, her şeye Egemen Rab’dır ki, ilk ve son Odur, Ondan başkası yoktur. Rab bize dercesine: Benim gibi başka Tanrı var mı? Kendini kanıtlasın, ezeli halkımı var ettiğimden beri olup bitenleri, bundan sonra olacakları söyleyip sıralasın, evet; gelecek olayları bildirsin bakalım! Yılmayın, korkmayın! Size çok önceden beri söyleyip açıklamadım mı? Tanıklarım sizsiniz. Benden başka Tanrı var mı? Hayır, başka Kaya yok; Ben bir başkasını bilmiyorum ve tanımıyorum. Puta tapmak nedir, onun değeri nedir, insan müdahalesi ve desteğiyle, yer değiştiren put değil de, nedir? Tanrı dışında %100 bağlandıkları madde de insanların putu haline gelmiştir, dünya ve içindekiler, insanı sinsice aldatır; Kutsal Yazılar derki: Puta tapanlar utanacak putlara biçim verenlerin hepsi boş insanlardır. Değer verdikleri nesneler hiçbir işe yaramaz, putların tanıkları onlardır; put ne bir şey görür ne de bir şey bilir. Bunun sonucunda, utanç içinde kalacaklar. Öyleyse kim yararsız ilaha biçim vermek ya da dökme put yapmak ister? Bakın diyor kitap, bu putlarla uğraşanların hepsi utanacak. Onları yapanlar salt insan, hepsi toplanıp yargılanmayı hak edecek, dehşete düşecek, hep birlikte utanacaklar. Bunlar unutkan ve sonsuz yeni yaşamı önemsemeyen insan için anlatılır, zira insan sırtını çevirince Tanrıyla ilgili olan her şeyi unutuverir. Bu insan, marangozdur, heykeltıraştır, el becerisiyle envaı şeyleri çizer biçer, bu üretkenliğiyle zevkine göre yağmurun suladığı ağaçlardan raspayla tahta makaslar, tahta ve yaldızlı türlü metal karışımından sağır ve dilsiz put biçer ve bu biçilen nesneye sözde ilah diye tapar. Modası geçen bu kültün yerini, bugün madde ve maddiyete bağımlılık sendromu aldı. Bahsi açılmayan bağımlılık tehlikesi, artık en çok insanın başını döndüren öldürücü bir tehlikedir; hem de insanoğlunu küçük yaştan itibaren kendine göre şekillendirerek, doyumsuzluğa, hırçın olmaya, söz dinlemez kişiliğe, dik kafalılığa, alınganlığa ve uyumsuzluğa iter. Gözden kaçmıyor ki zamanımızda eş biçimli eskiden ne idiyse insan, bu gün de halen bocalanma evresindedir ve İsa’nın şu meşhur sözünü unutuyor: ‘Ey bütün yorgunlar ve yükü ağır olanlar, Bana gelin ben sizi rahatlatır; yükünüzü hafifletirim’ (Matta 11:28). Ey Kardeşim, işte Mesih omuzumuzdaki bu ağır yükümüzü hafifletmek için, Bugün kırsal bölge, Beytlehemde Doğdu! O halde seçimimiz, kabahat yüklerimiz altında ezilmekten yana mı olmalı, yoksa İsa’ya yapacağımız dönüşteki kurtuluşumuzdan yana mı olmalı? Kararımız, günümüz bu gündür diyemiyorsak, yarın belki geç olabilir. Çünkü diyor ki, bugün sesini duyarsan yüreğini sertleştirme!

    Son söz: Başta Kadasetli Patriğimize, Sevgili Abraşiyemiz bireylerine, dünya Elçisel Kilise Mensubu tüm Hıristiyan camiasına, hazırdaki siz kardeşlerime, feyezan, sağlık, coşku, neşe ve mutluluk dolu nice Bayramlar diliyorum. Dileğimiz, bu Bayramda, başta sevgili Ülkemizden, şehrimiz Adıyaman’dan ve tüm dünyadan, yaygınlaşan ve ezici, dahası dünya vatandaşlarını esaretinin altına alan korona salgının, bir an evvel tehditkâr etkisiyle birlikte; etraflıca ve küresel olarak icra edilen kutsal ayin aracılığıyla ortadan kalkıp yok olmasıdır. Güçlü imanımız ve yakarışlarımızla, hastalara acil şifa, insanlara sağlık ve huzuru temenni ediyoruz. Merhum metropolit Mor Silvanos Petrus Ni’eme’ye, Peder Denho Bulut’a ve kanserin ve korona hastalığının verdiği cefayla daha nice vefat edenlere Rab Allah’tan rahmetle anılmalarını diliyorum. Hepinize, hoş bir Bayram ve alımlı bir Yeni Yıl için tebrikimizi yineliyoruz…

    Rabbin bereketi ve inayeti, Doğumunun bu gününde üzerinizde olsun, Sevgilerimle…

     

    Mor Ğriğoriyos Melki Ürek

    Metropolit

    25.12.2020 Adıyaman

     

    « Tümü

Copyright ® 2014 Adıyaman Süryani Kadim Metropolitliği

Bu sitede kullanılan yazılı ya da görsel dökümanlar izinsiz kullanılamaz.

+90 (416) 213 36 73

Tüm yenilik ve gelişmelerimizden e-posta adresinizi bizimle paylaşarak ilk siz haberdar olabilirsiniz.