MetropolitMesaji

  • Mesih İsa'nın Doğum Bayramı - 25 Aralık 2017

     

    İsa bugün doğdu. İsa, her yıl yeniden doğuyor. İsa öncesiz, Kelam olarak Babası Allah’tan doğarken, çevresinde hiçbir yaratık yoktu; çünkü henüz yaratılmamıştı onlar. ’Başlangıçta Söz vardı. Söz Tanrı'yla birlikteydi ve Söz Tanrı'ydı. Başlangıçta O, Tanrı'yla birlikteydi’ (Yuhanna 1:1). Kurtarıcımızın varlığı, zayıf insan lügatiyle her ne kadar yerli yerinde anlatılamıyorsa da, kendi başına var olan hâkimiyet sahibi kundaktaki bebek; mutlaktır. İnsanın önyargısı ve onun gözündeki engelleyici fiziki perde, yanlış saptamalarla doludur. İsa, sevgi için Babadan doğdu, Meryem’den de, gök kuvvetlerini yerdekilerle birleştirmek için doğdu. Çünkü ayrıydık ve çok uzaktık birbirimizden. O, her varlığı sevdiği için, beyin kabiliyetlerinde Kendini hissettirir. Vücuda gelenlerin tümünün doğasına kendi etkisini katar. Baba tasarımcı, Oğul yaratıcı: ‘Her şey O'nun aracılığıyla var oldu, var olan hiçbir şey Onsuz olmadı’ (Yuhanna 1:3). Kutsal Ruh ise yaşatıcıdır, yaşam kaynağıdır: ‘Tanrı'nın Ruhu suların üzerinde dalgalanıyordu’ (Yaradılış 1:2). Engin sular ortaya çıkar çıkmaz, Kutsal Ruh üzerlerine dalgalanmaya, süzülmeye başladı; şeklini alan ufak tefek veya büyük her organizma düzenli ve fonksiyonel hareketine başlayarak hayata kavuştu. ‘Tanrı, sular canlı yaratıklarla dolup taşsın, yeryüzünün üzerinde, gökte kuşlar uçuşsun diye buyurdu. Tanrı büyük deniz canavarlarını, sularda kaynaşan canlıları ve uçan çeşitli varlıkları yarattı. Bunun iyi olduğunu gördü’ (Yaratılış 1: 20-21). Demek her şey iyi yaratıldı, kötü bir şey yaratılmadı. İsa kendisi rahimde şekil alırken, Kutsal Ruhun tesiriyle, kusursuz bir bedenle birliğe geldi ve onunla bütünleşti. İyi ağaç, iyi meyve verir. Ağacımızı iyileştirelim, şöyle ki, meyvemiz de iyi olsun; tıpkı Meryem dünyaya iyi bir meyve getirdiği gibi. Meryem, ağacını iyileştirirken, sağlam meyvesinin patentini, hiç şüphe yok ki Tanrı'dan aldı ve ‘Meryem Kutsal Ruhtan gebe olduğu anlaşıldı’ (Matta 1: 18). ‘Melek, selam ey Tanrı'nın lütfuna erişen kız. Rab seninledir, dedi. Söylenenlere çok şaşıran Meryem, bu selamın ne anlama gelebileceğini düşünmeye başladı. Ama melek ona: korkma Meryem, dedi, Sen Tanrı'nın lütfuna eriştin, gebe kalıp bir oğul doğuracak; adını İsa koyacaksın. O, büyük olacak, kendisine Yücenin Oğlu denecek. …Meryem meleğe: Bu nasıl olur? Bana erkek dokunmadı, dedi. Melek ona şöyle yanıt verdi: Kutsal Ruh senin üzerine gelecek, en Yüce'nin gücü sana gölge salacak. Bunun için doğacak olan Kutsala, Tanrı’nın Oğlu denecek’ (Luka 1:28-35). Günah konusunda, İsa’nın doğumu insan doğumları arasında ne denli müstesna bir Doğum olduğu hakkında; yüz yıllar önce Peygamberin tebliği şöyledir: ‘Günah denecek bir suç bulamayacaklar bende’ (Hoşea 12:8). Yüce Önderimiz, bu şekilde bize benzersiz örnek olmaktadır. O masum yapısıyla, masum olmayan bizleri aklamak istiyor. Değerli kardeşlerim, bugün gerçek anlamıyla; sevgi, sevinç ve coşku günüdür. Bu günü bize sağlayan İsa’nın Babasıdır. O, biz kurtuluş çocuklarını, biricik Oğlunun aracılığıyla oluşturduğu büyük ailenin birer üyeleri olarak eve aldı. Aile çocukluysa aile sayılır, aile statüsüne girer. Dolaysıyla liyakat sahiplerinin ilk çekirdek ailesi, İsa’nın doğumuyla kurulmuş olan Yusuf ve Meryem ailesidir. Öyleyse sevgi yukarıdan geldi, önce O bizi sevdi, O, dağılmış insan soyunun ailesini yeniden birleştirdi. ‘Çünkü Tanrı dünyayı o kadar çok sevdi ki, Biricik Oğlunu verdi. Öyle ki, O'na iman edenlerin hiçbiri mahvolmasın, hepsi sonsuz yaşama kavuşsun’ (Yuhanna 3:15). Bu sebepledir ki, bu günler sevgi günüdür. Sevgi, bağlılık, hoşgörü ve esenlik hatta Rabbe dillerimizden dökülen övgü gibi şeylerin dışında, insan ruhunda başka bir şey sezilmemeli, düşünülmemeli, iştigal etmemeli ve bununla Tanrı'nın kendisi sevgi olduğunu onaylamak; sevgide kalanın Tanrı'da kaldığını bilmektir. Tanrı'nın sevgisi seni pozitif işlerinden etmiyor yani alıkoymuyor, hatta negatif işlerinden bile; her ne kadar onlardan seni sorumlu tutuyorsa da. Sadece Tanrı biliyor ki, Ona tercihen işlerimizi ön plana çıkartıyoruz. Sevgi nedir? Sevgi, sevilenin hayranlığını başka hayranlıklara tercih etmektir! Mademki Tanrı her şeydir diyorsak, o vakit tek tercihimiz O olmalıdır. Arzular, meşakkatler ve kaygılar insanla birlikte kaybolur, ancak insan Tanrı'da sevgi enerjisiyle yaşar. Sevgi nedir? Sevgi, Tanrı'yı sevdiğini iddia eden bir kimse; yaşama seçimini Ondan yana koyan ve dairesinde yaşamayı yeğleyen kimsedir. Tanrı'yla olan beraberliğimiz, yaşam dikkatimizden başka bir şey değildir! Buna rağmen, dünya Tanrı'ya karşı; Tanrı da dünyaya karşı olduğu gerçeğine parmak koyalım. Sevgi nedir? Gerçek sevgi, gönül bağladığımız Tanrı'nın hoşnutluğunu kazanmak, Onun dışında kalan tüm varlıkların beğenisini kazanmaktan daha üstün olduğunu idrak etmektir. Sevgi ateşinin, sönük fikirlerde ne denli silik bir kıvılcım nitelikteyse; sıcak beyinlerde ise gürleyen alev niceliğinde olur. O kadar ki, Kutsal Yazılarda şöyle betimleniyor: ‘Sevgiyi engin sular söndüremez, ırmaklar süpürüp götüremez. İnsan varını yoğunu sevgi uğruna verse bile, yine de ona göre bir hiçtir’ (Ezgiler Ezgisi 8:7). Sevgi çekirdeği, verimli bir tohum olarak Tanrı tarafından kaliteli insan yüreklerinde ekilir; verimi, 30, 60 ve 100 kat ile yüksek bir ölçütle değerlendirilir. Tanrı Sözü, bu değeri şöyle tanzim eder: ‘Tanrın Rabbi bütün yüreğinle, bütün canınla, bütün gücünle, bütün aklınla seveceksin’. …‘Komşunu da kendin gibi seveceksin. …Annene babana saygı göstereceksin’ (Luka 10:27-Matta 19:18). İsa’nın zamanı, son zamanlar olarak niteleniyordu. Binaenaleyh son zamanlarda insanların sevgisi, Allah’a karşı bilahare hem soylarına karşı soğuduğunu; tarihi kayıtlardan okuyoruz. Tanrı bu sevgiyi insanın sönük ruhunda yeniden tesis etmek için aramıza geldi. Bu gelişinde şanlı krallara gönderme yaptı, çobanlara da önem biçti; sıradan bir kundağı ve bir yemliği seçti. Bu seçimiyle, her sınıf insan için birleştirici unsur olduğunu kanıtladı. Hıristiyanlıkla birlikte bu sevgi, doruk noktasına erişti. Kutsal İncil: ‘Eminim ki, ne ölüm, ne yaşam, ne melekler, ne yönetimler, ne şimdiki ne gelecek zaman, ne güçler, ne yükseklik, ne derinlik, ne de yaratılmış başka bir şey bizi Rabbimiz Mesih İsa'da olan Tanrı sevgisinden ayırmaya yetecektir’ (Romalılar 8:38). Özüne dönük, yüreklerimizde Kutsal Üçlüğün sevgi habbesi bulunmuyorsa, ne insanı ne de doğayı sevebileceğiz. Bu sevgi tohumu varsa içimizde, umudumuzu pekiştirir. ‘Umut, düş kırıklığına uğratmaz. Çünkü bize verilen Kutsal Ruh aracılığıyla Tanrı'nın sevgisi yüreklerimize dökülmüştür’ (Romalılar 5:5). Sevgimizi sadece Rabbe ve komşuya değil, aynı zamanda Kutsal Haç'a, Meryemana'ya ve İsa’nın kutsallarına besleriz. Tanrı Sina Dağı’nda peygamberliği, baş kâhinliği ve yetkiyi Musa’ya emanet ettiği andan başlayarak, Mesih’in dönemindeki Zekeriya’nın kâhinliğine kadar olan sürede bu yetki sahiplerinin tümünün görevleri, hoşunuza gitmese de, İsa’nın son akşam yemeğine dek geçerli olduğu ve halk tarafından sevgi ve saygıyla karşılandıklarını Kutsal Kitap’ın metinlerinden anlıyoruz. Tanrı, Zekeriya’ya elçisini gönderiyor. Melek ona: ‘Korkma, Zekeriya’ dedi, ‘Duan kabul edildi’ (Luka 1:13). Bu yetkililere veya din adamlarına duyulması gereken itaat ve saygı konusunda, Tanrı kendisi ödün vermediği şu sözlerinden bellidir -her ne kadar sadukileri ve ferisileri iki yüzlülüklerinden dolayı yerden yere vurduysa da, bu yerme hakki Tanrı olarak sadece Ona mahsus olduğunu hatırlatır- İsa adama: ‘Git, kâhine görün ve cüzamdan temizlendiğini herkese kanıtlamak için Musa`nın buyurduğu sunuyu sun’ (Matta 8:4 - Markos 1:44 - Luka 5:14). Kendini beğenmiş bazı sözde mümin ve birader grupları şunu iyi bilsinler; Eski Ahit’in kapanışı sırasında bile İsa, bunun yadsınmasına dair olanak tanıyan düşüncelere ödün vermediğini, hatta bu görevi eski bir kâhinden (Vaftizci Yuhanna), Vaftiz etkenini aldığını, Yeni Antlaşmadaki kâhinlik statüsünü ve kurumunu bu temelden gelen köklü unsurla pekiştirdiğini hoşlarına gitmese de kabul etme zorunluluğu vardır. ‘Bu sırada İsa, Vaftizci Yuhanna tarafından vaftiz edilmek üzere Galile’den Şeria Irmağı`na, Vaftizci Yuhanna’nın yanına geldi. Ne var ki Yuhanna, Benim senin tarafından vaftiz edilmem gerekirken, sen mi bana geliyorsun? diyerek O`na engel olmak istedi’ (Matta 3:13-14) Aklını başına almayan bu kesimler, cüretle Tanrı’nın emirlerine ve Yeni Antlaşma’ya yön vermeye çalışıyorlar. Şunu da unutmasınlar ki İsa, kadın doğumları arasında Vaftizci Yuhanna’dan daha büyüğü doğmamıştır; fakat Tanrı’nın Hükümranlığında (Kilise) en küçüğü ondan daha büyüktür demekle, ne demek istediğini iyi anlasınlar! Zira Yuhanna, kendi dalında her ne kadar yüce bir konuma sahip ise de, Yüceler Yücesinin Ayin Ekmeğinden bir kırıntı bile yeme şansına sahip olamadı. Binaenaleyh, kilisemizdeki en sıradan bir kâhin bile ondan daha üstün olduğunu vurgulamıştır. Bu ve benzeri anlatımlarla, biz Elçisel ve Kutsal Kilisenin çocukları olarak bu yetkililere ne denli sevgi ve saygı göstermemiz gerektiğini, Yüce Önderimiz İsa’dan öğrenmiş oluyoruz. Tanrı’ya olan sevgi ve bağlılığımızın boyunduruğundan, iblis sinsi bir şekilde bizi ayartarak uzaklaştırmaya çalışıyor; buna sağduyulu her bir Hıristiyan inanmalıdır. Nuh’tan başlayarak günümüze kadar, kutsal hayatı özenen tüm önderlerimizi hayranlık ve sevgiyle yâd ederiz. ‘Ama Nuh Rabbin gözünde lütuf buldu. Nuh'un öyküsü şöyledir: Nuh doğru bir insandı. Çağdaşları arasında kusursuz biriydi. Tanrı yolunda yürüdü’ (Yaratılış 6:8). Tıpkı Tanrı beğenisini kazanan Meryem’in hayatı olduğu gibi. İsa, Elçilerini seçerken birçok alanda onlara halk arasında, sevilme ve sayılma garantisini verdi: ‘Sizi dinleyen beni dinlemiş olur, sizi reddeden beni reddetmiş olur. Beni reddeden de beni göndereni reddetmiş olur’ (Luka 10:16). Önderlerimizin sevilme ve sayılmalarıyla ilgili bilgi kayıtları, raflarda ne denli çok eserde mevcut ise; Tanrı'ya benzemeleri bir o kadar büyük, ünlerinin de şüphesiz o derecededir. Bazı artçı yaklaşımlar, Tanrı odaklı emirleri çiğnemekle başarısız kalacakları gibi, söz konusu emirlerin yüreklere olan akışlarını bağdasa da; artığını ortadan kaldırmaya güçleri yetmeyecektir. Çünkü sebatsızlar nedeniyle Rab diyor ki: çağrılmış olanlar çok da olsa, kurtulacak olanların sayısı az olacaktır. Lazar da fani ve bizden biriydi, fakat o çabaladı ta ki Mesiya’nın sevgisini kazanana dek. Mesiya: iyileştirme Kralı, esenlik Âmiri veya iyileşme getiren kişi demektir. ‘İsa, …Lazar'ı severdi’ (Yuhanna 11:5). Mesiya’nın bu özgünlüğü, Lazar’ın şahsında ölümünün 4. gününde kanıtlandı. Lazar, İsa’ya yanaşırken şevk ve teveccühle yaklaştı, kafasında hiçbir art güdü olmadan sevgi ve bağlılıkla yanaştı. Rab Musa’ya: ‘Çarıklarını çıkar! Çünkü bastığın yer kutsal topraktır, dedi’ (Elçilerin İşleri 7:33). Bundan böyle Ona yanaşan herkes, bu Bayramda art düşüncelerini, ayaktan çıkartılan sandalet gibi, onları kenara bırakıp huzurlu mekâna öyle yanaşmalıdır. Herkese şen ve mutlu Bayramlar dileğiyle, şiddetin ve zorbalığın ortadan kalktığı duyumunun, her yerde yankılanması temennisiyle. Yaşam ürününün çoğalması için, savaşçılar toprağı kanla değil, suyla sulasın; öylece dünyaya ve ülkemize huzurlu seneler gelebilecektir.

    Sevgi ve Saygılarımla…

    « Tümü

Copyright ® 2014 Adıyaman Süryani Kadim Metropolitliği

Bu sitede kullanılan yazılı ya da görsel dökümanlar izinsiz kullanılamaz.

+90 (416) 213 36 73

Tüm yenilik ve gelişmelerimizden e-posta adresinizi bizimle paylaşarak ilk siz haberdar olabilirsiniz.