Tarih

  • Geçmişte Kalanlarla ilgili bir animasyon...
    İzlemek için tıklayın.
  • Süryanilerin Tarihi ve Sosyolojik Yapısı

     SÜRYANİLERİN TARİHİ VE SOSYOLOJİK YAPISI1

    Mtrp. Melki ÜREK2

    Giriş:

     

    Değerli okuyucu, kısaca kaleme aldığımız bu tarih değerlendirmesine, biz Süryanilere has bir açıklama olarak yaklaştık. Elbette ki geçmişimiz mercek altına alınırken tüm karışımlara ve hileli maksatlara karşı durularak bilgiler aktarılmaya çalışılmıştır. Siyasi çevrelerin kıskacına hapsolunan akademisyenler, akademik çalışmalarını bu çembere göre şartlanmış olarak aksettirir. Akademisyenler felsefelerinde Süryani tarihinde ve Süryaniler arasında öyle bir farklılık yaratırlar ki, öyle uçurumlar koyarlar ki, gözlerimiz güneşi gördüğü ve ayaklarımız toprağa bastığı sürece; hiçbir zaman bir daha birliğimiz sağlanmayacak derecede çukurumuzu derin kazarlar. Akademisyenler, devirlerinin galip milletlerinin kalemşorudur. Bu nedenle değerli kardeşim Süryani! Çıkmaz labirentlere kendini kaptırmadan, aşağıda farklı tesmiyeleriyle analiz ettiğimiz tüm gruplarımızla aynı soyda birleştiğimiz Süryanilik çatısı ve toplumu adı altında birleşmekten gayrı bir seçeneğimiz bulunmamaktadır.

    Süryanilerin sosyolojik yapısını anlatmak üzere okuyucuların karşısına çıkmak güzel bir duygudur. Zira bir insanın başkasının düşüncesini öğrenmesinin en güzel tarafı, sosyal alanda yaşananlara yabancı kalmamak için bir fırsat elde etme çabasıdır. Ancak yaşanan güzel tarihi olayların yanı sıra ne yazık ki bazen çok acı olanları da yaşanmaktadır. Bu sebeple konumuz olan Süryanileri, güzellikleri ve yaşadıkları acılarıyla anlatmak için bu makaleyi kaleme alma ihtiyacını duyduk.

    Değerli okuyucular, insanın bilinen tarihi ve içinde bulunduğu toplumun sosyolojik yapısı iç içedir. Bu nedenle yazımızda özetle bir toplumun genel portresini çizmeye çalışacağız. Belki sitemkâr bir üslup gibi algılanacak ama şunu ifade etmek zorundayız; biz gaddar hükümdarların acımasızca hırpaladıkları bir halkın mensubuyuz. Bu sarsılmış yapımızla şu üç beş cümleyi tarih verilerinden derleyerek düşüncelerimizi bu içtenlikli ve açıklayıcı makaleye dökmüş bulunuyoruz. Yukarıda acı vakaların dile getirilmesinin tatlı gelmediğini söylemiştik. Biz Süryaniler yüzyıllar boyu acılarla dost olduk. Aslında biz şehirliydik köy seviyesine düşürüldük; köy seviyesine düşürülünce mezralarımız da ellerimizden alındı. Ne acıdır ki bu düşürülmelerle kırıntılarımız dünyanın dört bir tarafına dağılmıştır.

    Son zamanlarda Süryanilerin dış ülkelerden köylere dönüşü herkes tarafından ballandırılarak konuşuluyor, yazılıp çiziliyor. Sanki Süryaniler hiçbir zaman şehir insanı olamamış bir edayla anlatılıyor. Yani bu son yüzyıl içerisinde gerçeğimize göz yumanlar tarafından hep köylü sıfatıyla tanıtıldılar. Biz köye dönüş kavramını doğru bulmuyoruz. Çünkü tarihe bakıldığında ilerici medeniyetin ve şehirciliği yaratan anlayışın en üst seviyede seyrettiği dönemlerde ve yerlerdeydik.

    Asrımızda sağa sola dağılışı önlenemeyen Halkımızın gerçekleri hafızalarda iken, dışı yaldızlı övgülerle süslü bir tarihi, abartarak anlatmak yeri değildir. Bu sebeple başkalaştırılmaya çalışılan halkımızın kökenini şöyle anlatmayı uygun gördük: Prensip olarak ağaç evresi üzerinden örnekle kökünden başlayıp sırasıyla ağacın aşılanma evresine kadar değişimlerini gözler önüne sermeye çalışacağız. Çünkü ağaçlar aşıyla başka cinse girer ve yeni şekil alırlar ama toplumların doğasında bu yoktur, varsa da melezlenme olur. Hayvanlarda da durum öyle değil midir? Şöyle ki eşek-at çiftleşmesinden neticelenen sonuç katırdır. Tarihte cereyan eden karışıklıklar neticesinde bir toplumun antropolojisi yani doğası değişir. 

    Bildiğiniz üzere belli bir tarihe kadar insanlar homojen bir topluma mensup idiler. Babil Kulesinin yıkılışına kadar insanlar aynı dili, aynı ırkı, aynı kültürü, aynı yapıyı ve aynı toplumsal düşünceyi paylaşıyorlardı3Babil kulesi yıkılıp insanlar dil karmaşası içinde kendilerini buldukları güne kadar insanlar Aramiceyi veya günümüzün adıyla Süryaniceyi kullanırlardı4Daha sonra dünya coğrafyası Nuh’un çocukları ve soyu için kıtalar şeklinde paylaşıldı. Kıtalar kendi sahiplerine kavuştuysa da o zamandan başlayarak Ortadoğu-Asya kıtası kendine özgü benliğini, Afrika kıtası kendine has iradesini ve Avrupa kıtası da kendine göre mantalitesini kazanmıştır. Atalar kıtalarını, kıtalar da atalarını ve kurucularını buldu. Bu paylaşımın sadece üç atada ya da üç kıtayla sınırlanmadığını biliyoruz. Bu ataların da belli başlı türeyen ve tarihte yerini almış olan ulusların kurucu çocukları ve torunları olmuştur.

    Süryanilerin kökeni ve etnik alt yapısı:

    Atamız Nuh’un oğlu olan Sam’ın çocuklarından-torunlarından Aram, Kutsal Kitabın Yaratılış bölümünde geçen coğrafya paylaşımında Babil-Mezopotamya bölgesinde soyunu sürdürdü5Aram, Babil, Filistin ve Kıbrıs sınırlarını da içine alan coğrafik bölgede yaşayan diri bir halk olan Aramilerin atasıdır. Aramiler de, Süryanilerin atası olup tüm diğer uluslar gibi onlar da çekirdek bir yapıdan koca bir halk haline gelmişlerdi

    Süryanileri Aramilerin torunları olarak anlatırken, bu halkın gerçeğini gözler önüne sermekten gayri, ortada bir kasıt yoktur. Bu tezi, herkesin tarih araştırmalarında kaynak olarak kabul ettiği Kayseriyeli Eusebius tarihi, Süryani Tarihçi Büyük Mikail yanı sıra Abulfaraç tarihi, Yunan tarihçileri, İbrani tarihçileri ve burada saymadığımız diğer birçok tarih yazarları bize aktardıkları bilgi üzerine temelimizi kuruyoruz6Tarih araştırmalarından bilgi elde ederken sadece hesabımıza gelen veya özendiğimiz bir tarihi alıp sırf kendimize mal etmeye çalışmıyoruz. Övünülecek olaylarla olduğu kadar eleştirilecek yanlış olaylarla dolu olsa bile biz yine sadece tarihimize ve bize ait olan tarihi benimsemekle ve onu doğru bir şekilde gerçekçi tavrımızdan ödün vermeden anlatmakla mükellefiz. Yukarıda bahsettiğimiz tarih araştırmacılarının eserlerinde, Süryani kökeninin Aramilere dayandığını gösteren açık ifadelere rastlayabilirsiniz. Bütün bu kanıtlar yetmezmiş gibi Arami halkının tarihi gerçeklerini saptırarak yüceliğini düşürmeye yönelik, iç ve dış zihniyetler yanlış yakıştırmalarla farklılaştırma çabası içerisindeler. Bu ucube girişimler doğrultusunda devinen dış zihniyetleri anlamakta zorlanmıyoruz. Ancak içimizden çıkan çatırtıları, özellikle gözü halkının gerçeğine kararmış sivilleri ve kilisemizin üst ve alt üniformasını taşıyanları, hem kiliselerini hem de Arami kökenli Süryani halkını, ayrılık kokan ameliyat masasına yatıran ihanetçi takımını anlayamıyoruz!

    Süryaniler ister Osmanlılar döneminde ister Cumhuriyet döneminde her zaman Kadim Süryaniler ya da Arami Süryaniler olarak bilinirlerdi. Her ne hikmetse, bu son zamanlarda politikacılar ve medya, bu geleneği taciz ederek savurmuş, mesnetsiz yazılarla Süryanileri İngilizce çevirilerinde ˝Assyrian˝ terimiyle tercüme edip Süryanileri Asuri’ymiş gibi aksettirdiler. İçinde bulunduğumuz bu onursuz ve asılsız ortam, 1836-1842’den kalma keşmekeşliktir. Bu tarihte Fransız ihtilalinin getirdikleri ve batının durdurulamayan bölme politikası, dış halklara aşılanan milliyetçilik ve bağımsızlık düşünce akımı eseridir; binaenaleyh halkımız gençliğine (Nasturi ve Süryanilere) bağımsızlık düşüncesi ihraç edilerek satılmıştır. Osmanlı’ya karşı ayaklanmayı ve bağımsızlığı vaat eden Avrupalılar, halkımıza başkaldırmayı teşvik eden ve cazip gelebilecek yalancı tesmiyeleri pazarlamaya çalışmıştır. Bugünkü Ankaralılara, arkeolojik kazılarda çıkan tablet ve çömlek parçalarının Hititlilere ait olduğu için, Ankaralılara: “Siz Hitit asıllısınız” demek ne kadar abes ise, Musul ve çevresinde keşfedilen taş ve tablet parçaları nedeniyle, Arami kökenli Nasturilere ve aynı zamanda Süryanilere: “Siz Asur’isiniz” demek de o kadar abestir. Bize sürülen çamur lekesi de bizde iz bıraktırmak içindir. Nasturi gerçeğine değinecek olursak, 5. Yüzyılda İstanbul Patriği Nastur’un ileri sürdüğü ayrılıkçı görüşü nedeniyle kendi kilisesi olan Antakya Ortodoks Süryani Kilisesi tarafından aforoz edilmiştir. Eğer Nasturiler’in Asurilikle yakından ya da uzaktan ilgileri ve soy bakımından kalıtım bağları olmuş olsaydı, asıllarına dönmek üzere daha o zaman Asurilik isyan bayrağını, Süryani ırkına ve Süryani kilisesinin onlara uyguladığı bu yaptırıma karşı çekeceklerdi. 1830’lu yıllardan başlayarak Ortadoğu’da mevcut bulunan köklü halklar arasında yeni ve yapmacık bir halk kurulamaz. Zora dayalı Asurilik sevdası, Süryanilerin doğasına ve kültürel yapısına aykırıdır. Doğuya gelen Fransızlar vd. Batılılar, bu bölücülüğü yaymakta kısmen de olsa başarılı oldular, ama ağırlıklı olarak Nasturi kesiminden bu etkinliklere kanan harekât sahiplerinin isyanı Osmanlılar tarafından anında kanla bastırılmıştır. İllegal olan bu aşk ve bu heves, Osmanlılar tarafından tasvip edilemezdi tabii ki. Yaşadıkları yerlerde yasaklı olan bu ideolojinin, günümüzde Avrupa ve İskandinavya’da özgürlüklerden yararlanılarak, salonlarda bu amaçla çekilen halay ve konuşmalarla gençlerimizin fikirlerini karartarak Arami kökenli Süryaniliklerinden uzaklaştırma fiyakası nedir? Biz elbette, Asurlu çetesinin hiç var olmadığından söz etmiyoruz, ancak Asurluların akıbeti Hitit, Urartu, Babil, Sümerlilerin ve yok olmuş nice ulusun sonu gibidir. Bu akın, Pers ve Met güçleri tarafından yaklaşık olarak İ.Ö. 612 veya 627 yıllarında abluka altına alınarak tarih sahnesinden sonsuza dek silindi. Esefle açıklanacak olursa, son elli yılda her ne hikmetse bazı Türk politikacıların gafı ve medyasının dikkatsiz yayınları, ayrışmamıza hizmet ederek yaramızı taze tutmaktadır.

    Not. Bu makalenin devamı sayfadan kaldırılmıştır. Sadece özel araştırmalı çalışmalarda kişi ya da kişilere istek üzerine açık olacaktır.

    « Tümü

Copyright ® 2014 Adıyaman Süryani Kadim Metropolitliği

Bu sitede kullanılan yazılı ya da görsel dökümanlar izinsiz kullanılamaz.

+90 (416) 213 36 73

Tüm yenilik ve gelişmelerimizden e-posta adresinizi bizimle paylaşarak ilk siz haberdar olabilirsiniz.