Tarih

  • Geçmişte Kalanlarla ilgili bir animasyon...
    İzlemek için tıklayın.
  • Suruçlu Aziz Mor Ahron

     

     

    ZAFERLERİ VE HAYAT HİKÂYESİ

     

    Süryanice Derleyen

    Mor Filuksinos Hanna DOLAPÖNÜ

     

    Türkçeye Çeviren:

    Davut ÜN

     15.08.2019

     

     

     

     

     

    MÜNZEVİ BAHTİYAR MOR AHRON’UN ZAFERLERİ VE HAYAT HİKÂYESİ

    Duası bizimle olsun, âmin.

    Azizler, her asırda ve her zaman methedilir. Yıldız yıldızdan daha parlak olduğu gibi, aziz de azizden daha fazla parlar. Anne rahminden seçilmiş olanı ve yahut başkalarının, imanıyla kurtuluşa ulaşsın diye, efendisinin (Rabbin) seçtiği olan var.

    Hikâyemizin ana nedeni, Galip Mor Ahrun’u tanımak ve anmaktır.

    Suruç şehrinde Allah’a inanan bir adam vardı, adı Yani idi. Karısının adı ise Anastasia idi. İkisi de gerçek birer Hristiyan’dı. Mal varlıkları yerinde olan bir aileydi. Allah’ın isteği üzerine, hayat hikâyesini ele aldığımız bu Aziz Mor Ahrun onlara evlat olarak doğdu. Ahrun, beş yaşına geldiğinde, ebeveynlerinin Suruç’un büyük bir köyünde çokça mülk ve hayvan sürüleri vardı. Günlerden bir gün çobanlarından biri sürü için yem almaya geldi. Aziz Mor Ahrun yanına gelerek ona, ben de seninle sürünün yanına gideceğim, dedi. Ebeveynleri bunu duyunca ona, hayır oğlum gitme; çünkü güneşin sıcaklığı o güzel yüzünü yakabilir dediler, ayrıca bu bölge kurak ve sıcak bir yerdir. Çocuk ise babasının karşısında durarak direnmeye başladı. Babası ise bu duruma üzüldü ve onun karşısında direnmek istemedi. Onu katırın üstüne bindirerek çobanla birlikte gönderdi. Aziz, çobanların yanında iki gün kaldı. O bölgede onlara yakın bir manastır vardı. Dayro dseblothö (Merdivenler Manastırı) diye bilinirdi. Kutsal aziz, manastırı görünce çobanlara ne olduğunu sordu. Onlar da ona: burası, mükemmel ve kutsal insanların yaşadığı bir manastırdır dediler. Ahron, babasının kölelerinden birinden, onu oraya götürmesini istedi; çünkü orayı görmek için çok arzulandığını söyledi. Çoban da onu alıp o manastıra götürdü. Günün dokuzuncu saatinde (Saat 15:00 sularında) vardılar ve Mor Ahron oradaki münzevilerden bereketlendi. Kölesine: bu kutsal insanların yanında kalmak için içimde büyük bir arzu doğdu, kalk sen sürünün yanına git, yarın gel beni al dedi. Köle ise gülerek ona şöyle dedi: neden burada kalmak istiyorsun, yoksa oruç tutup dua mı edeceksin? Kutsal Ahron, köleyi zorladı, bunun üzerine köle ikna oldu ve sürünün yanına döndü. Aziz ise rahiplerin yanında kalarak dua ve hizmetlere katıldı. Ta ki gece ve sabah vakitleri bitene dek.

    O manastırda bir başrahip vardı, Allah adamı, iffetli ve kutsal biriydi. Aziz Mor Ahrun yanına gitti, diz çökerek başını eğdi ve senin yanında kalıp sana öğrenci olmak istiyorum dedi. Onu gören rahipler ona gülerek; yoksa bu, rahip mi olmak istiyor dediler. Başrahip ise Kutsal Ruhla dolarak onun hakkında peygamberlikte bulundu: bunu doğuran ebeveynlere ne mutlu! Size diyorum, bu çocuk sayesinde çokça insan gökteki cennete girecek. Onlar böyle konuşurken Ahron’un kölesi geldi ve ona kalk babana gidelim dedi. Aziz ise ona: git sahiplerine deki ben bir daha yanınıza gelmiyorum, ne de seninle geliyorum, dedi. Köle ise hayrete düştü ve şöyle dedi: senden duyduğum bu sözler de neyin nesi? Kalk babanlara gidelim. Sonra ne yapmak istersen yap. Kutsal ise ona şöyle karşılık verdi: uzatmana gerek yok, sadece sahiplerinin yanına git ve onlara deki, ben şimdiden sonsuza dek sizin yanınıza gelmeyeceğim. Köle acı acı ağlayarak kalkıp sahiplerinin yanına gitti. Ona Ahron’un nerede olduğunu sordular, o da azizin ona söylediği her şeyi anlatmaya başladı.

    Ebeveynleri olanları duyunca, acı acı ağlamaya başladılar. Yanlarına mal mülk alıp o manastıra gitmek üzere yola koyuldular. Vardıklarında oradaki kutsallardan bereket aldılar. Ahron’un babası ona: oğlum, şayet sürünün zahmeti ve yorgunluğundan korkuyorsan, gel evde dinlen boş ver sürüyü dedi. Aziz onlara şöyle karşılık verdi: uzatmayın ve ağlamayın, çünkü benim bir daha yanınıza dönmek için bir isteğim yok. Ebeveynleri onun için çok üzüldüler. Mor Ahron, mirastan payına düşeni ona verilmesini istedi. Daha sonra babası mirastan ona düşen payı ayırıp kendisine verdi ve üzülerek eve döndüler. Aziz ise tüm mirasını oradaki rahiplere verdi ve onlarla birlikte on yıl boyunca yaşamaya başladı. İlahileri, mezmurları ve iffetli rahiplik sınıfının tüm teksini öğreniyordu.

    Kutsal Mor Ahron, rahiplerin yanından ayrılarak dağın tepesine çıktı. Orada, içinde dişi aslanın barındığı bir oyuk gördü. Otuz yıl boyunca o oyukta yaşadı. Övgüye şayan Ahron, o dağda yetişen meyve ve ot kökleri dışında hiçbir şey yemiyordu. Bir gün dağdan inerek, daha önce birlikte yaşadığı rahiplerin yerlerinde olup olmadıklarını görmeye gitti. Oraya varınca rahiplerin öldüğünü ve manastırın da viraneye dönüştüğünü gördü. Oradan ayrılıp Armenya[1] adındaki dağa çıktı. Dağda Grigor adında mukaddes birini gördü. Aziz Grigor’un yanında üç yıl kaldı. Kutsal Grigor’un tek işi oruç tutmaktı. Pazardan pazara yemek yiyordu. Birlikte esenlik içinde yaşıyorlardı. Kudüs’e gidip dua etme düşüncesi akıllarını sardı. Hanzit[2] adındaki şehri geçerken, Kutsal Grigor Rmalo köyünde esenlikle vefat etti. Aziz Mor Ahron onu toprağa defnettikten sonra, Kudüs yoluna devam etti. Omid (Diyarbakır) adındaki şehre girdi ve oradan ayrılarak Deklaṭ (Dicle) nehrine indi. Orada birkaç gün kaldı.

    İlk Mucize

    Bundan sonra Allah, kutsal kulu Mor Ahron’un elleriyle mucizeler yapmaya başladı. Yakın çevrede bir köy vardı ve köyde mal, mülk ve çokça sürüsü olan bir adam vardı. Adam, sürüsünü otlatırken, kutsal azizin bulunduğu yere gitti. Bu adamın doğuştan felçli (inmeli) ve yürüyemeyen bir oğlu vardı. Çoban, Aziz Mor Ahron’u görünce ondan korktu. Çünkü giysisi hayvan tüylerinden bir elbiseydi. Çoban ona seslenerek, eğer insansan benimle konuş dedi. Aziz, evet insanım diye karşılık verdi; burada az bir süre kalıp hemen gideceğim. Adam ona şöyle dedi: efendim, görüyorum ki adil bir adamsın, şayet istersen felçli bir oğlum var, onu yanına getirsem iyileştirir misin? Aziz ona, hiç kimseye söylemeyeceğine dair bana söz ver dedi. Kimseye söylemeyeceğine dair ona söz verdi ve oğlunu getirdi. Aziz, çocuğu Rabbimizin adıyla yağladı. Felçli çocuk iyileşip yürüyerek gitti. Köye girince onu gören herkes şaşakaldı. Nasıl iyileştin diye sormaya başladılar. O ise, bu mucizeyi Allah bana yaptı dedi. Nasıl iyileştiğini söyleyene dek onu zorladılar. Durumu öğrenen erkek ve kadın herkes Aziz Mor Ahron’un bulunduğu yere koşarak gittiler. Oraya vardıklarında diz çökerek dua ettiğini gördüler. Onlarla gitmesini istediler ama kendisi kabul etmedi. Halk, olanları şehrin metropolitine anlattı. Bunun üzerine metropolit, kalabalık bir toplulukla oraya indi, lakin azizi göremediler. Çünkü oradan ayrılmıştı. Şehre geri dönerlerken onu bir mağarada dua ederken gördüler. Günün dokuzuncu saati (15:00) hizmetini bitirdikten sonra onu alıp şehre girdiler. Şehirde Mnaşe adında bir adam vardı. Adamın cüzamlı (garbono) bir oğlu vardı, öyle ki kimse ona yaklaşamıyordu. Mnaşe, azizden oğlunun üstüne elini koymasını diledi. Mor Ahron, çocuğa acıdı, onu yağladı, bereketledi ve iyileşti. Bundan dolayı adam ve tüm ev halkı gerçek bir imanla iman etti, çünkü kendisi Yahudi bir kimseydi. Şehirde bulunan Mor Andreas Kilisesi’ne girdi. Hastalar ona geliyor ve şifa buluyorlardı. Allah, kulu Mor Ahron eliyle o kadar çok mucize gerçekleştirdi ki ağza dile getirilemez. Metropolit Teodore, Seçkin Mor Ahron’dan peder olmasını ve kendisi tarafından el koymayla kâhinlik rütbesini kabul etmesini istedi. Metropolit ve halk tarafından o kadar çok zorlandı ki, Kutsal Pentikost Pazarında el koymayla kâhinliği kabul etti. Kutsal Mor Ahron, metropolit ve abraşiyesine dua ederek oradan ayrıldı.

    Urhoy (Urfa) şehrine geldi ve Doğu Süryanilerin kilisesine girdi. Şehirde Yuhanun adında bir adam vardı. Kendisi şehrin ileri gelenlerinden olup, inanç olarak da başkâhin idi. Kötü ruhların etkisinde olan bir kızı vardı. Adam, Aziz Mor Ahron’u görünce, kızının üstüne gizlice elini koymasını istedi. Çünkü baş kâhinden korktuğu için açıkça yapmasını dileyemedi. Kızını getirdi, Mor Ahron onu Rabbimizin adıyla yağladı. Kötü ruh inleyerek içinden çıktı ve şöyle dedi: sana ne benden ey Suruçlu Ahron, gelip beni evimden çıkardın? Ardından kızı bırakıp çıktı. Bu olaydan sonra, adam ve ev halkı iman etti. İmansız halkın çoğu da bu mucizeyi gördükten sonra iman etti. Şehir sakinleri azizin yanına gelmeye başladı. Oradan kaçıp İffetliler Manastırına (Dayro Dabṭuloṭo) çıktı. Daha sonra da Batnon[3] şehrine gitti. Şehrin yakınlarında Büyük Köy (Kafro Rabo) adında bir köy vardı. Gabriel isminde bir köy sakini vardı. Evinde insan kılığında bir şeytan vardı. Köyün içine girip çıkıyordu. O kadar ürkekti ki onu görenler ondan korkuyordu, özellikle de ev sahipleri. Ev sahibi, seçkin Mor Ahron’un haberini duyunca, Batnon şehrine yanına gitti, ona o şeytanın hikâyesini anlattı. Ahron, onunla birlikte gitti. Köyün kuzey tarafında bulunan ibadethaneye vardıklarında, köy halkı Aziz Mor Ahron’u karşılamaya geldi ve ondan Şeytanın bulunduğu avluya inmesini rica ettiler. Avlu, köyün güney tarafındaydı ve doğusunda nehir vardı. Şeytan, aziz Mor Ahron’un gelişini hissetti, onu yolundan saptırabilmek ve düşürmek için bir plan yaptı. Kendini bir çırpıda, nehirde azizin üstünden geçeceği taşların üzerine attı. Ahron, bu taşların üstünden geçerken kaydı ve düştü; ayağı incindi. Yanındakilere onu taşımalarını ve avluya götürmelerini söyledi. Azizin geldiğini ve avlunun kapısından gireceğini gören şeytan, evin kapısının üzerine çıkıp ona şöyle dedi: yirmi yedi yıldır bulunduğum bu evimden neden beni kovuyorsun? Senden başka kimse beni kovamadı. Aziz ona, Suriye topraklarında yaşamaya hakkın yok dedi. Şeytan, beni Suriye topraklarından çıkarttığın için, ben de o kovduğun tüm dostlarımı toplayacak, gidip Armenya topraklarında yaşayacağız ve senin oraya girmene izin vermeyeceğiz dedi. Mor Ahron, onu ve tüm arkadaşlarını oradan def etti. İlk önce gidip, şu anda azizin manastırının olduğu yer olan Armenya’da, o dağdaki oyuğa yerleştiler. Kutsal Mor Ahron, kötü ruhları oradan kovduktan sonra Batnon’daki eski yerine geri döndü. Orayı çok sevdi, öyle ki hayatını orada tamamlamayı düşündü. Bu nedenle oradaki köy sakinlerinden ve tüm halktan orada yaşamayı ve orada manastır kurmayı diledi. Birkaç gün sonra içine, Kudüs’e gitme isteği doğdu. Yola koyuldu, Antakya şehrinden geçti ve ܥܲܒܘ Âbu(?) adındaki şehre geldi. Şehir sakinleri putperest bir halktı. Sadece beş Hıristiyan vardı ve putperestler bunları da öldürmek istiyorlardı. Hıristiyanların yakınında yaşayan putperest bir adam vardı ve aniden öldü. O günlerde şehirde vali yoktu. Putperestler, Hıristiyanları yakalayıp hapsettiler. Onları, adamı zehirleyip siz öldürdünüz diye suçluyorlardı. Biri öldüğü zaman önce yıkanır, iç organları çıkartılır, yarası dikilir, ardından güzel kokular sürülür gibi putperestlerin bir geleneği vardı. Oysa bu adamı iki gün mezara gömmeden beklettiler, ta ki vali şehre gelene dek. Vali gelir gelmez, tutuklu Hıristiyanlara eziyet çektire çektire öldürmek üzere theatron[4] yerine gitti. Aziz Mor Ahron, vali ve halka; ne kötülük yaptılar ki onları öldürmek istiyorsunuz diye sordu. Bu adamı hileyle öldürdüler diye cevap verdiler. Aziz, onlar onu öldürmedi, fakat Tanrısal öfke vurdu öldürdü dedi. Bunun üzerine putperestler; ne yani Tanrısal öfke mi puta tapanları öldürüyor diye sordular. Evet, hem onları hem de tanrılarını diye cevap verdi Mor Ahron. Theatronda Zeus adında taştan yapılmış büyük bir put heykeli vardı. Kutsal Mor Ahron, Allah’ın adını anar anmaz heykel yerle bir oldu. Puta tapanlar ayağa kalkıp azizi yakalayarak dövmeye başladılar; bu adam bir büyücü diyorlardı. Onu alıp diğer Hıristiyanlarla birlikte öldürmek üzere yanlarına götürdüler. Tutuklu Hıristiyanlar azizi görünce önünde tapındılar: Allah’ın hizmetkârı olduğunu biliyoruz, senden diliyoruz ki bize Allah’ın gücünü göster; çünkü sebepsiz yere öldürüleceğiz dediler. Aziz ise onlara Rabbimizin isteği olsun diye karşılık verdi.

    Aziz orada bulunan putperest birine seslendi: şayet Allah adıyla seni çağırdığım için beni duymuyorsan, o halde senin Tanrılarının adıyla seni çağırıyorum; ölen adamın nerde olduğunu bana göster dedi. Ölüden ne istiyorsun diye sordu adam. Aziz, belki de ölmemiştir diye cevap verdi. Bunun üzerine adam gülmeye başladı: iki gündür ölen birine sen daha ölmemiştir diyorsun. Onlar böyle konuşurken, ölen adamın cesedini gömmek üzere önlerinden meydanın ortasına doğru götürüyorlardı. Putperes adam Mor Ahron’a: işte ölmemiştir dediğin adam, onu gömmeye götürüyorlar dedi. Aziz, ölünün yanına koşarak onu taşıyanlara: Tanrılarınız adına sizden diliyorum, lütfen ölüyü buraya bırakın dedi. Taşıyanlar, azizin isteğini kabul ettiler; aralarında, bu adam bu ölüye ne yapmak istiyor diye konuşmaya başladılar. Mor Ahron ise diz çökerek dua etmeye başladı: ey Rabbimiz Mesih İsa, Kudüs’te Yahudiler tarafından Çarmıha gerildin, lakin üçüncü günde dirildin. Sen şimdi bu putperesti dirilt ki, gerçek Allah’ın sen olduğunu bilsinler. Bu duayı işiten putperestler ona gülmeye başladılar: Haça gerilenin adıyla ölü diriltmek istiyor bu adam diye dalga geçtiler. Aziz, duasını bitirince ölüye yaklaşıp şöyle dedi: Rabbimiz Mesih İsa’nın adıyla sana diyorum, kalk ve bize seni kim öldürdüğünü söyle ki suçsuz olan bu Hıristiyanlar öldürülmesin. O anda ölü dirildi. Dirildiğini görenleri ise korku saldı, şaşakaldılar. Azizin ayakları önünde kendilerini yere atıp ona tapındılar: efendimiz, biliyoruz ki diri Allah’ın kulusun, lütfen bize Allah’ını göster ki biz de ona iman edelim dediler. Dirilen ölü konuşarak şöyle dedi: Diri Allah’ın Oğlu İsa’yı tanımayan putperestlerin vay haline, öleli iki gün olmuş, putperest işlerimden dolayı cehennemde çekmediğim eziyet kalmadı; özellikle de suçsuz yere ölümle yargılanan bu Hıristiyanlar için. Ta ki bu kutsal adam geldi ve beni Efendisinden alana dek. Ben de ona yemin ettim ki bugünden sonsuza dek ona iman edecek ona çalışacağım. Şimdi de sizin önünüzde Mesih İsa’ya, Babasına ve Kutsal Ruhu’na iman ediyorum.

    Daha sonra tüm putperestler haykırarak şöyle dedi: Sana iman ediyoruz ey gerçek Allah, gerçek imanı bize öğretsin diye bu kutsal adamı bize gönderdiğin için Sana şükrediyoruz. Koşarak gidip o hapsedilen Hıristiyanları getirdiler ve hep beraber Allah’a övgü yükselttiler.

    Theatron meydanında bir su kaynağı vardı. Aziz, o putperestlerden bin beş yüz elli insanı vaftiz etti. Yanlarında kısa bir süre kaldı. Onlara bir kilise inşa etti. Mesih’in Kutsal Bedeni ve Bağışlayıcı Kanına iştirak ettiler. Hepsi hep beraber Baba, Oğul ve Diri ve Kutsal Ruha iman ettiler.

    Bu olaylardan sonra Aziz Mor Ahron Kudüs’e gitmek istedi fakat bırakmadılar. O ise gizlice şehri terk etti ve kimse fark etmedi. Kudüs’e gitti, kutsal yerlerde dua etti. Ardından Suruç-Batnon’daki manastırına geri döndü. Fakat manastırının viraneye, öğrencilerinin ise saçıldığını gördü. Manastırının bu haline çok üzüldü. Gece yarısı dua ederken, gökten melek yanına indi ve ona: kalk Armenya’ya git dedi, çünkü orada yaşamının koşusunu tamamlayacaksın. Güneş doğunca aziz dua etti, ardından değneğini alıp yola koyuldu. Günlerce yürüdü, Malatya şehri ve Fırat Nehri yakınında bulunan çok yüksek bir dağa ulaştı. Dağa çıktı. Orada muazzam işler gerçekleştirdi. Allah onun eliyle, ona gelen hasta ve zorda olanlara mucizeler ve iyileşme gösterdi.

    Aziz Mor Ahron bereketli dağ diye adlandırılan bu dağa çıkarken başından geçen mucizevi olayı anlatmadan geçmemiz yanlış olur. Aziz, dağın ortalarına varınca, yolun uzunluğu ve zorluğundan dolayı yoruldu ve yere çöktü. Akşam olunca iki iri aslan yanına gelerek azizin ayağının dibinde durdular. Aziz onlardan korktu, çünkü hayal gördüğünü sandı. Yüzüne diri olan Haç işaretini yaptı ama aslanlar önünden yok olmadı. O zaman Allah tarafından ona gönderildiğini anladı. Gökten ona şöyle söyleyen bir ses geldi: Ahron, korkma; sadece kalk aslanların üstüne bin ve dağın başına çık. Kalktı ve her birisinin üstüne bir mil kadar binerek dağa çıktı. Tepeye varınca onu bırakıp gittiler. Güneş doğunca tüm dağı gördü ve gözüne hoş göründü. Aziz o dağda dolaşıyordu. Dağda bulunan köklerden başka hiçbir şey yemiyordu. Her on günde bir, bazen de yirmi günde bir yiyordu. Orada üç yıl eksi bir ay kaldı. Etraftaki tüm şehirler onun haberini aldı. Hasta olanları, türlü türlü hastalıklara yakalananları ona getiriyorlardı. Rabbimizin adıyla hepsini iyileştiriyordu. Büyük bir kalabalık yanına toplanıyordu. Susuzluktan çok zorlanıyorlardı. Malatya’dan haberini alan imanlı biri, dağda da su olmadığını duyunca, evinden bir hayvan alıp azizin yanına geldi. Önce ondan bereketlendi, sonra ona şöyle dedi: efendim, duydum ki yanına gelenler susuzluktan çok zorlanıyor. Al bu eşeği, öyle ki yanına gelenlerin su ihtiyacını sırtında taşıyarak karşılasın. Kutsal aziz ise şöyle karşılık verdi: oğlum, görüyorsun ki bizim kalacak yerimiz yok; kaldı ki eşeği ne yapacağız, ne yiyecek nerede kalacak. İmanlı adam azizi çok zorlayınca, aziz eşeği almayı kabul etti, adamı dua ve berketlerle ziyadesiyle bereketledi ve adam şehrine geri döndü. Mor Ahron ise eşeğin sırtına iki testi yerleştirdi. Onunla birlikte nehre indi ve ona nehrin yolunu iki gün gösterip onu eğitti. Aziz bir daha eşekle birlikte nehre inmedi. Her ne zaman hasta ve hastalığa yakalananlar azizin yanına geldiyse, aziz testileri eşeğin sırtına koyup onu nehre gönderirdi. Allah o eşeğe öyle bir bilgi verdi ki, eşek nehre kadar gidiyor, suyun ortasında duruyor, su eşeğin sırtındaki testilerin üstünden geçip onları dolduruyordu. Sonra eşek sudan çıkıp azizin yanına geri dönüyordu. Azizin yanına gelen ve bunu gören herkes Allah’a övgüler yükseltiyordu. Günlerden bir gün eşek yine su getirmeye inerken, bir ayı onu gördü ve onu yedi. Zaman geçip de eşek geri dönmeyince, aziz nehre doğru bakındı. Nehrin kenarında ağzı eşeğin kanıyla bulanmış ayıyı gördü. Eşeği onun yediğini anladı. Ona şöyle sordu: ey kötü hayvan, eşek nerede? Ayı ise kaçmak istiyordu. Aziz sorusunu yineledi: bana doğruyu söyle, eşeği sen mi yedin? Ayı, başını önüne eğdi, sanki ben yedim dermişçesine. Aziz, Rabbimiz Mesih İsa adıyla yanıma gel dedi. Yanına gelince, aziz dört testi alıp onun sırtına koydu ve ona şöyle dedi: o eşek daha iki yıl altı ay yaşayıp bu dağa su getirecekti, oysa sen onu zamansız yediğin için, sen bize, hastalara ve zordakilere su getireceksin. Azizin emrini yerine getirip su getirme işini yaptığını gören herkes şaşırıyor Allah’a şükrediyordu. İki yıl altı ayı doldurduktan sonra aziz, onu serbest bıraktı ve ayı gitti.

    Mor Ahron, yaptığı mucize ve olağanüstü işlerden dolayı, unvanı o bölgede iyice duyulunca, kendine üzüldü ve orada kalmak istemedi. Bunun üzerine kimse fark etmeden gizlice gitmeyi düşündü. O böyle düşününce Allah’ın meleği gökten yanına indi ve ona şöyle dedi: Selam sana ey Allah’ın seçkini Mor Ahron, bu dağda kalmamayı iyi düşündün oysa sana emredilen yere gitmelisin. Burada kaldığın zaman müddetince ve Allah’ın senin ellerinle gerçekleştirdiği mucizeler, Ona övgüler sunulmasını sağladı. Ama şimdi düşündüğün gibi kalk buradan git. Aziz ona: efendim, nereye gideceğimi bilmiyorum dedi. Melek ona, ardımdan gel dedi. Fırat Nehrine indi, ikisi birlikte suyun üstünde yürümeye başladılar. Melek onu ikindi vaktine kadar götürdü. Önceden bildiği o oyuk yere ulaştılar. İçinde kimsenin olmadığını ama içinden yüksek ses ve gürültünün koptuğunu duydu. Mor Ahron meleğe, bu gürültü ve seslerin ne olduğunu sordu. Melek ona: Suriye topraklarından çıkardığın kötü ruhların sesidir bu, başlarında ise Gabriel’in evinden çıkardığın o şeytan bulunuyor. Sayı olarak üç bin otuz dokuz kişiler, Suriye’den kovduğun çetenin tamamı. Şimdi sana Allah tarafından onları buradan def edip yok etmen için güç verildi. Burası sana yaşam alanı olacak, sana ve senin peşinden gelip izinden yürüyenlere kalacak yer olacaktır. Dünyanın sonuna dek senin için Allah’ın adı övülecek, dedi. Bunları söyledikten sonra melek, onun yanından ayrılıp göğe çıktı. Aziz, oyuğun ağzının yanı başında üç gün kaldı. Oyuğun güney tarafında küçük bir mağara gördü ve orada beş ay yaşamını sürdürdü. İçine bir sunak inşa etti. Şeytanlar her gün onu taşlıyorlardı ki dayanamayıp kaçsın diye. Oysa aziz oradan ayrılmadı, Allah ona kötü ruhların üstüne hükmetmeyi verdi.

    Mağarasından çıktı, üstüne Kutsal Haç dikti ve birinci gün Allah’a dua etti ki ona galip gelmeyi sağlasın. İkinci günde onlara yaklaştı, dua yeri yaptı ve bir Haç daha dikti. Bunu gören şeytanlar iyice korktu. Üçüncü günde biraz daha yaklaşıp bir Haç daha dikti ve kötü ruhların bulunduğu mağaraya girdi. Mesih’in gücüyle hepsini oradan def etti. Kötü ruhların hepsi, kuru otların rüzgârdan savrulduğu gibi, azizin önünden kaçışıyorlardı. Onları, manastırın üstünde bulunan dağın tepesine kadar çıkardı. Mor Ahron, üç tepeye Baba, Oğul ve Kutsal Ruh adına üç Haç dikti. Şeytanları, galip gelen Haçın gücüyle kısıtladı: manastırımın sınırları içerisinde hiç kimseye zarar vermeye, Allah’tan yetkiniz yoktur dedi, ne gece ne gündüz. Kötü ruhların başı çıkıp azize şöyle dedi: Bizi Suriye’den kovdun, biz de geldik ve bu oyukta yaşadık; şimdi de bizi buradan kovuyorsun. Bu zor ve susuz yerden ne istiyorsun? Yaşam olmayan, kurak ve çetin yerlerde barınmak, Allah tarafından bize emredildi. Aziz ona: Armenya topraklarında yaşamaya hakkın yok dedi. Bunun üzerine şeytan azize şöyle dedi: beni Suriye topraklarından çıkardın, şimdi ise Armenya topraklarından kovuyorsun. O halde ben de Romalıların şehrine gideceğim. Aziz Mor Ahron, şeytanı o şehirden ve tüm civarda bulunan oyuk-mağaralardan def etti. Kimse bir daha azizin manastırında onlardan birini görmedi; sonsuza kadar da görmeyecek. Aziz, o oyuk yeri sevdi ve orada kaldı. Günden güne gelişmeler oldu. Onunla birlikte yaşamaya başlayan elli öğrencisi oldu. Unvanı, haberi tüm bölgede yayıldı. Yanına tüm hasta ve yatalakları getiriyorlar, onları iyileştiriyordu. Mor Ahron eli aracılığıyla Allah, insan ağzının anlatamayacağı kadar çok sayıda mucize gerçekleştirdi. Azizin kendisi o oyukta tek başına yaşıyordu, öğrencileri ise bir mil kadar uzakta ondan yüksekte olan başka bir oyukta kalıyorlardı.

    Aziz aracılığıyla Ona olan inancın yücelmesini isteyen Allah, galibiyet sahibi büyük Kral Kostantinus’un kızına şeytanın girmesine yetki verdi. Şeytan inleyerek şöyle diyordu: Şayet Suruçlu Ahron gelmezse bu kızdan çıkmam. Daha sonra kral, her ülkeye, her tarafa ve hatta Suriye’ye mektuplar gönderdi, ama yine de galibiyet sahibi Ahron’u göremedi. Bunun üzerine kral çok üzüldü. O günlerde Malatya’dan tüccarlar geldi. Allah’ın kudreti onları Kostantinopolis’e (İstanbul) kadar ulaştırdı ve krala onun hakkında bilgi verdiler. Bunun üzerine kral o tüccarları çağırdı ve azizi sordu. Onlar da ona, Allah’ın Mor Ahron aracılığıyla gerçekleştirdiği tüm mucizeleri anlattılar. Kral büyük bir sevinç duydu. Arkasından az sayıda atlı ile birlikte üç elçisini gönderdi. Kraliyet şehrinden çıkarak yola koyuldular.

    Elçiler, azizin yanına gelmeden önce kendisi, yanına gelen halkın rahatça çıkıp inmesi için bulunduğu uçuruma taşlardan bir merdiven yapmayı düşünüyordu. Büyük bir taşa denk geldi, onu yuvarlamak istediyse de başaramadı. Allah’ın meleği gökten yanına indi. Taşın bir ucundan melek diğer ucundan Mor Ahron tutarak, merdivenin temeline oturttular. Onlar taşı yerinde düzeltirken, kralın elçileri uçurumun kenarına geldiler. Azizi ve yanındaki meleği gördüler. Meleği de insan sandılar, çünkü kardan beyaz bir elbise giyinmişti. Aziz ise tüyden yapılma bir aba giyinikti. Melek aniden göğe çıktı, görenler korkudan yere kapıldılar. Aziz onların düştüğünü görünce yanlarına gidip onları yerden kaldırdı ve onlara ne istediklerini, nereden olduklarını sordu. Onlar ise Suruçlu Ahron sen misin diye sordular. Aziz onlara, evet benim dedi. Elçiler, kral bizi seni bulmamız için gönderdi dediler. Benden ne istiyor diye sordu aziz. Bunun üzerine elçiler, olan biten her şeyi anlattılar. Aziz onları yanından gönderip onlara: kralın yanına esenlikle gidin ve ona bunu Allah yapıyor deyin dedi. Onlar ise ona: gel atlarımıza bin ki hızlıca gidelim dediler. Ben sizden önce oraya varırım, siz gidin diye karşılık verdi. Her ne kadar azizi ikna etmeyi denediyseler de aziz onlarla gitmeye razı olmadı. Elçiler mutlu bir şekilde geri döndüler, bir an önce gidip Aziz Mor Ahron’u gördüklerini krala bildirmeyi hedefliyorlardı. Daha sonra aziz, 14 Eylül Çarşamba günü, Kurtarıcı Kutsal Haç Bayramında Kostantinopolis’e (İstanbul) gitmek üzere yüzünü çevirdi. Kutsal ayini icra edip bayramın tüm hizmetini tamamladıktan sonra, tüm öğrencilerini toplayıp Allah’ın huzurunda dua etti. Duasını tamamlayınca o oyuk onlara su akıtmaya başladı. Öğrencilerine kendisi için dua etmelerini istedi. Onlar, bir daha yanlarına dönmemek üzere gideceğini sandılar. Bu düşüncelerini anlayan aziz onlara şöyle dedi: korkmayın, çünkü bu oyukta sizin ellerinizle defnedileceğim. Ona dua ettikten sonra yola koyuldu ve bir köye ulaştı. Düşüncelerinde zerre kadar Allah inancı olmayan bir grup haydut onu gördü. İmanlılar tarafından ne kadar sevildiğini ve duruşunun ağırlığını idrak edince, üstünde altın olabileceğini düşündüler. Üstüne atlayıp onu soymayı planladılar. Azize yönelik bu planı düşündükten sonra, küstahlıklarıyla cesaretlenip onu yakalamak üzere aniden üstüne atladılar. O anda Mor Ahron’un önünden ateş kıvılcımları çıkmaya başladı ve haydutların gözlerine çarparak gözbebeklerini kör etti. Öyle ki yürüyebilecek bir ışık bile göremez oldular. Gözlerinden yaşlar aka aka yüksek sesle haykırmaya başladılar: bize merhamet eyle ey Diri Allah’ın hizmetkârı. Ondan dile ki bizden alınan ışığı bize geri versin. Sana yemin ediyor ve söz veriyoruz ki bir daha asla haydutluk yapmayacak, kötü işlere bulaşmayacağız. Bunların yerine insanların yaşam kaynağı olan Allah’ın Emirlerini uygulayacağız dediler. Gözyaşlarını ve gerçek tövbelerini görünce onlara acıdı. Onlara dönüp onlara merhamet etti: Şayet Rabbe tüm kalbinizle dönerseniz, gözleriniz açılacak dedi. Onlar da ona şöyle dedi: efendim, biliyoruz ki Rabbin Allah’tan ne dilersen sana verecektir. Lütfen bize Onun gücünü göster, öyle ki ona çalıştığımız şeytan utansın. Daha sonra aziz onlara yaklaşıp teker teker her birisinin gözlerinin üstünden elini gezdirerek şöyle dedi: daha anne karnından doğar doğmaz gözleri olmayanın gözlerini açan Rabbimiz Mesih İsa adıyla; gözleriniz açılsın. O anda her biri yeniden görmeye başladı. Azizin eliyle Allah’ın onlara yaptıklarına şaşakaldılar. Ayaklarına kapıldılar, ona öğrenci olup nereye giderse onunla gitmeyi dilediler. O ise bunu kabul etmedi, onlara dua etti ve onlara şöyle dedi: Allah’ın bugün size yaptıklarını anımsayın ve bir daha katiyen kötü emellerinize dönmeyin ki eski günahlarınızdan dolayı helak olmayasınız. Böylece mutlu ve Allah’a şükrederek gittiler. Hala başlarından geçen olaylardan dolayı şaşkındılar. Bir daha asla haydutluğa geri dönmediler. Mor Ahron da oradan ayrılarak yoluna devam etti. Lardin adındaki bir köye ulaştı. Orada Stefane adında bir adam ve adamın Lebane adında falcı bir oğlu vardı. Her yerden insanlar onun yanına geliyordu ki Lebane’ye soracakları her şeyi fallarıyla onlara açıklasın. Fallarıyla insanları aldatan ve Lebane’ye yapışan şeytan, Mor Ahron’un köye girdiğini hissedince, bağırarak şunları söyledi: Benden ne istiyorsun ey Suruçlu Ahron, yirmi yıldır yaşamakta olduğum bu yerden bugün beni kovmaya geldin. İnsanlar, Lebane’nin ağzıyla gizli olan şeyleri öğreniyor ve onu peygamber gibi görüyorlar. Oysa sen bugün beni açığa çıkarmayı düşünüyorsun. Oğlunun içinde yaşayan kötü ruhun söylediklerini işitince Estefane’nin hoşuna gitmedi. Öfkeli ve hiddetli bir şekilde azizi azarladı: Suriye toprakları sana yetmedi mi istediklerini yapman için? Bugün buraya gelerek, elinden gelse oğlumu gücünden alıkoyacaksın. Oysa elinden bir şey gelmez, çünkü onun gücü seninkinden daha büyük, karşısında duramazsın. Daha sonra Aziz Mor Ahron sakin bir şekilde ona sordu: Söyle bana, gizlilikleri açığa çıkarma yetkisi oğluna nereden verildi? Estefane: Allah’tan ona verildi, dedi. Aziz, Allah’a hakaret ettiğini duyunca Estefane’ye sinirlendi ve onu lanetledi. O anda şeytan içine girdi ve onu azizin ayakları önünde yere attı. Ardından aziz, oğlunda barınan o kötü falcı ruha emretti. O anda çocuktan ayrıldı ve bir daha fal bakamaz oldu. Olanları gören herkes, Allah’ın gücüyle değil de, içinde barınan şeytanın gücüyle o işleri yaptığını anladı. Peygamber gibi gördükleri ise şeytandan olduğunu, yalancı peygamber ve aldatmanın elçisi olduğunu anladılar. Kötü ruh, Allah’ın gücünün önünde duramadı. Sahtekârlığı herkesin önünde açığa çıktı. Aziz Mor Ahron’un emriyle şeytan, Estefane’yi incitti ve yerde atılmış halde bıraktı. Daha sonra Aziz Mor Ahron oradan ayrıldı. Oradaki insanlar ise Estefane’nin öldüğünü sandılar. Olanlardan dolayı herkesi şaşkınlık sarmıştı. Aziz ise yoluna devam etti ve Nurus adındaki köye ulaştı. Daha sonra Lardin köyünden bazı imanlı kimseler, ölü gibi olan Estefane’yi taşıyarak azizin peşinden gittiler. Onu Nurus köyünde buldular. Estefane’yi ayaklarının önüne attılar. Büyük bir kederle üzerine dua etmesini diliyorlardı ki şeytana emretsin ve tamamen ondan çıksın. Aziz imanlarını görünce onlara merhamet etti. Yaklaşıp onu Rabbimiz Mesih İsa adıyla yağla yağladı. O anda şeytan içinden çıktı ve iyileşti. Estefane’nin aklı başına geldi. Koşup azizin ayaklarına kapandı. Onları öperek cehaletini bağışlamasını diliyordu. Daha sonra aziz, ona dua etti, onunla gelen imanlıları çağırdı ve onu onlara sağ salim verdi. Bunlardan sonra, gördüklerinden dolayı Allah’a övgüler yükselterek köylerine geri döndüler.

    Allah, adının yüceliği uğruna, bu hayat hikâyesine yazılmayan ve azizin elleriyle gerçekleştirdiği çok sayıda mucizeler yaptı. Mor Ahron, Yegâne Mor Şemun’dan bereketlenmek üzere oradan ayrılarak yola koyuldu. Mor Ahron, Mor Şemun’un yanına varmadan önce, Yegâne Mor Şemun parlak bir yıldızın doğudan yanına geldiğini görmüştü. Yıldız parlaklığı o kadar çoktu ki hayrete kapıldı.

    Mor Ahron yolda giderken, bilgisizce güvercin eti yiyen bir inzivacıyla karşılaştı. İki güvercin kızartarak azizin önüne koydu ve bareḳmor (efendim buyur bereketle) dedi. Aziz Mor Ahron elini uzatıp iki güvercinin üstünü bereketleyince, güvercinler uçup odanın penceresinden dışarı çıktılar. İnzivacı sarsıldı ve Allah’a şükretti. Aziz Mor Ahron onu tembihleyerek, bir daha ne et ne de güvercin eti ye dedi. O da bir daha et yemedi. Ahron yanından ayrılıp yoluna devam etti. Aziz Mor Ahron Cuma günü Yegane Mor Şemun’un yanına ulaştı. Mor Şemun öğrencilerine onu karşılamalarını buyurdu. Aziz Mor Ahron yanına girerek ondan bereketlendi. Başından geçenlerin hepsini ona anlattı. Sonra Mor Ahron ona hizmet etsin diye öğrencilerinden birini istedi. Andria adındaki öğrenciyi aldı. Mor Şemun’un duasını aldıktan sonra, kraliyet şehrine girmek üzere Romalıların topraklarına doğru yoluna devam etti. Kesariye (Kayseri) adındaki şehre girdi. Yolun yorgunluğundan dolayı orada bir gün dinlendi. Oradan ayrılıp Konya şehrine geldi. Şehrin kapısından girince defnedilmek üzere götürülen bir cenaze ile karşılaştı. O şehrin sakinleri de Hristiyan’dı. Tertipli ve iffetli rahiplik duruşuyla Mor Ahron’u gören ölünün yakınları, onun da onlarla defin törenine katılmasını rica ettiler: Efendimiz, bu yedi yaşında bir çocuktu; duvarın üstünde oynarken düştü ve öldü. Buyurun lütfen bizimle gelin. Aziz onlarla birlikte gitti. Ölüler için yapılan hizmetin tamamını bitirdikten sonra, ölüyü mezara götürdüler. Kâhinler Mor Ahron’a, yağı al ve ölüyü sen yağla dediler. Çünkü ölenlerin cesedi gömülmeden önce yağlanması geleneği var. Aziz bu görevi yapmayı istemediyse de kâhinlerin zorlamasına daha fazla direnemedi ve kabul etti. Yağı alıp ölünün üstüne döktü. O saatte çocuk dirildi ve uzun bir hayat yaşadı. Azizin yaptığı bu mucizeyi gören herkes, onu tuttu ve katiyen bu şehirden ayrılmana müsaade etmeyeceğiz dediler. Akşam olunca Mor Ahron gizlice çıktı; o ve onunla birlikte giden öğrenci. Şehirden hiç kimse nereye gittiğini öğrenemedi. Aziz yola devam etti ve deniz kenarında yer alan bir şehre ulaştı. Onunla birlikte yolculuğa çıkan öğrenci ona: efendim, denize açılmadan önce yemek yememiz gerekiyor dedi. Aziz, şehre gidip istediğini getirmesini buyurdu. Şehre girdi, gezindi fakat hiçbir şey bulamadı. Azizin yanına döndü: efendim şehirde hiçbir şey bulamadım, sadece hayvan başı satılıyordu, dedi. Aziz ona; git ve onlardan bir tane getir dedi. Öğrenci şehre geri dönünce Mor Ahron için kuşkulandı. Bunu hisseden Kutsal Mor Ahron, kendisi kalkıp şehre girdi ve hayvan başı satan birini gördü. Ondan bir koç başı satın aldı. Dükkân sahibi azize: görünüşünde rahip olduğun anlaşılıyor, nasıl olur da et yersin, dedi. Bizim burada rahipler et yemez. Mutlu Ahron ona: sen ne diyorsun, ben senden yeşillik aldım dedi. Aziz Mor Ahron o başı aldı bereketli; oracıkta haşlanmış yeşilliğe yani lahanaya dönüştü. Daha sonra Aziz ondan yedi. Öğrenciye de yemesi için uzattı ama yemek istemedi. Azizin yakınında bulunanlar olanları görünce, onları büyük bir şaşkınlık sardı. Sonra oradan ayrılarak deniz sahiline gitti. Kaftanını suyun üstüne serdi ve üstüne çıktı. Öğrenci de yanına çıkmak istediyse de başaramadı. Çünkü her adım attığında suya battı. Mor Ahron’a: efendim, ben ne olacağım, dedi. Aziz ona baktı ve şöyle dedi: benden dolayı kuşkulandığın için, benimle gelemezsin. O zaman öğrenci efendisinin yanına geri döndü ve Allah’ın Aziz Mor Ahron aracılığıyla gerçekleştirdiği mucizeleri anlattı. Aziz Mor Şemun Allah’a övgüler yükselti: bana görünen görünüm gerçekten böyleydi; bana görünen parlak yıldız budur, dedi. Öğrencisine, o kutsal adamla gidemediğin için, o halde benimle de olmaya hakkın yok diyerek yanından kovdu.

    Aziz Mor Ahron, yoluna devam ettiği denizde, gemicilerin de sık sık gidip geldiği bir adaya ulaştı. Azizin su üstünde yürüdüğünü görünce, bu mucizeyi tüm şehirde yaydılar. Aziz, diz çökerek dua etti ve Rabbinden yolunu açığa çıkartmasını diledi. Sonra Ahron şehre girdi. O anda Kral Kostantinus’un kızına girmiş olan şeytan inlemeye başladı: Süryani Ahron geldi, buraya ulaştı, diyordu. Hemen kral, daha önceden azizin peşine yolladığı elçilerinin yola çıktığı güzergâha doğru denize bir gemi çıkardı. Aziz ise Pazar günü şehre giriş yaparak o şehirde yaşayan rahiplerin yanında dinlenmeye gitti. Aziz şehre girdi şeklinde şeytan bağırmaya başladı. Herkes onu aramaya koyuldu ta ki onu bulana dek. Aziz ise dua ediyordu. Duasını bitirince yanına gelenlerle konuşarak ne istiyorsunuz diye sordu. Onlar da nerelisin diye sordular. Aziz, yabancı biriyim dedi. Kral bizi peşinden yolladı dediler ve azizi alıp gittiler. İşte o anda kralın peşinden Armenya’ya ilk gönderdiği elçiler kralın yanına ulaştı ve krala olan biten her şeyi anlattılar. Birden azizi orada görünce şaşakaldılar. Krala: biz bu adamı arkamızda bıraktık, oysa şimdi bakıyoruz da bizden önce gelmiş buraya, dediler. Ayrıca krala, azizin yanına gelen meleği ve görünümünü anlattılar. Kral büyük bir sevinç duyarak; Ona inananları yücelten, saygın ve övgüye şayan kılan Allah’a şükretti. Ardından emir vererek, içine şeytan giren kızı getirtti. Kız durduk yere inliyor ve titriyordu. Azizi ayaklarının önüne attılar. Aziz, Rabbin önünde şöyle dua etti: ey Rab, halk görüp iman etsin diye, şeytanı kızın kulağından çıkar. Şeytan o anda kızdan çıktı. Mor Ahron, bir daha ne o kıza ne de başka birine sonsuza kadar girmemesi için şeytana buyruk verdi. Kral Kostantinos, kraliçe ve tüm ileri gelenler azizin önünde diz çöktü. Kral ondan yanında kalmasını istedi ama o kabul etmedi. Aziz, kraldan ona bir kilise inşa etmesini istedi. Kral da onun isteği üzerine şehrin doğusunda, sahil kenarında bir kilise inşa etti. Aziz orada az sayılmayacak bir müddet kaldı. Kral manastırının hizmeti için çok sayıda altın ve gümüş armağanlar yolladıysa da ondan bir şey almayı kabul etmedi. Sadece ince bir elbise takımı aldı. Daha sonra kral azizden manastırın ihtiyaçları için almasını istedi. Kral, Ahron’a: neden sana verdiğim hiçbir şeyi kabul etmiyor almıyorsun dedi. Kutsal Mor Ahron kralı şöyle yanıtladı: şayet bana hediyeler vermek istiyorsan; o halde yüceliğin emretsin ve yaşadığım yere bir su kanalı çekilsin, bir manastır inşa edilsin ve o uçurumda kaldığım oyuğa kadar o taştan merdiven tamamlansın. İşte o zaman yüzyıllar boyunca adın anılacak. O zaman kral çok ünlü ustalara altın ve gümüş verdi. Azizin yaşadığı topraklarda hüküm sahibi amirlere emretti ve ustalar manastırı ve o merdiveni inşa ettiler. Azizin istediği gibi de oyuğun ağzına kadar su kanalı çektiler. Ardından aziz, krala ve ülkesine dua ettikten sonra yola çıktı. Aziz şehrin kapısına ulaşınca, o zaman insanlığımızın düşmanı yine kendini gösterdi. Niyeti sinsiliğiyle azizi yürüdüğü doğru yoldan saptırmaktı. Bir kardeş rahip gibi kendini göstererek Kutsal Mor Ahron’un yanına geldi ve ona: eğer istersen seninle gelip öğrencin olmak istiyorum, dedi. Mutlu Mor Ahron onu görünce soyumuzun düşmanı olduğunu anladı ve ona şöyle sordu: benimle nasıl bir öğrenci olmak istiyorsun? Ben çok zayıf bir adamım, kardeşlerimin yaşadığı manastır da çok uzaklarda. O zaman şeytan kurnazlığıyla azize şöyle cevap verdi: işte bu nedenle, zayıf bir insan olduğun için, seninle gelmek ve sana hizmet etmek istiyorum. Aziz ne yaptıysa ondan kurtulamadı, bunun üzerine aziz, soyumuzun düşmanı o lanetlinin gücünü nasıl zayıflatacağını düşünmeye başladı. Mor Ahron şöyle söyledi: kral bana çokça altın ve gümüş hediye etmişti, ama taşıyamayacağım için hiç birini kabul etmedim. Keşke önceden benimle olsaydın, bana verdiği her şeyi alırdım. Şeytan, azize: gel geri dönelim ve sana vereceği her şeyi alalım. Bunun üzerine aziz şehre geri döndü. Şeytan, azizin altın ve gümüş alacağını, kendisinin belli bir yere kadar yolda taşıyacağını, sonra birden üstünden atıp azizi yoldan saptırılmış bırakacağını hayal etti. Mor Ahron ise daha önceden kralın sarayına girdiğinde, orada çok değerli elmas taşlarından yapılma ve kralın atlarının su içtiği bir kurna görmüştü. Onu incelemiş, ne kadar büyük ve bir o kadar güzel olduğunu görmüştü. Aziz, işte o kurnayla hilebazın gücünü indireceğini düşündü. Kral, azizin sarayın kapısına geldiğini görünce, sandı ki ona verilen armağanlardan almak için geri döndü. Kral ve meclisi onu karşıladı ve önünde eğildiler. Kral, azize: benden ne dilersen dile; kraliyetimin yarısına kadar vermeye hazırım, dedi. Aziz ona şöyle cevap verdi: senden hiçbir şey istemiyorum, sadece bu su kurnasını istiyorum. Kral buna çok sevindi. Aziz bir daha yanına girdi. Kral: sen selametle manastırına geri dön, ben onu öküzlerin ve hayvanların sırtına yükleyip manastırına göndereceğim. Aziz ona: kralım, sen kraliyetini bunun için zorlama; bana ver ben götürürüm, ne öküz ne hayvan isterim. Kraliyetin ileri gelenleri krala: kızından şeytanı çıkaran bu değil mi? Dilediğini ona ver; çünkü Allah onunladır, O götürür. Kral ona: dilediğini alabilirsin, dedi. Aziz: kraliyetin buyurursa bana demir zincir de verir mi dedi. Ona dilediği ölçüde verdiler. Demir zinciri şeytana uzatarak şöyle dedi: bu taşın benimle birlikte kardeşlerimin yanına gitmesini istiyorum. Bunu duyan şeytan içinden gülerek azize şöyle dedi: sen onu sırtıma kaldır, ben de dilediğin gibi kardeşlerinin yanına kadar taşırım. O zaman aziz taşın yanına gelip, yüksek sesle: adalet ve doğrulukla Onu çağıranlara yardım eden Rabbimiz Mesih İsa adıyla benimle birlikte yüksel, dedi. Taşın yanına yanaştı, eliyle tuttu, taş yerden yükseldi ve onu şeytanın sırtına yerleştirip ona şöyle dedi: dikkat et düşürmeyesin. Bu mucizeyi görenler Allah’a şükredip şunları söyledi: bu adam Allah tarafından bize gönderildi, yeryüzüne onun gibisi ne geldi ne de gelecek. Şehrin kapısından çıkmak üzere yürüdü, şeytanın taşı taşıdığını gören herkes şaşakalıyor, böyle bir güce sahip bir insan daha görmedik diyorlardı. Kral, ileri gelenler ve tüm halk, azizle birlikte şehrin dışına kadar çıktılar. Aziz onların üstüne dua ettikten sonra evlerine geri döndüler, hala da olanlardan dolayı çok şaşkındılar.

    Kutsal Mor Ahron ile o şeytan, yaklaşık on beş gün ilerledikten sonra; şeytan azize: arkamdan geliyor ve irademi sarsıyorsun, bu taşı taşımam yetmiyor mu, dedi. Aziz ona: sen git ve sana emredildiği gibi taşı götür, benim söylediğim Mezmurları düşünme, dedi. Musiro diye adlandırılan dağa geldiklerinde şeytan: biraz dinlenmek istiyorum dedi. Kutsal Mor Ahron ona: nasıl olurda kuvvetli bir adamım diyorsun, oysa bu taş seni yordu, dedi. Şeytan bir daha tekrarladı: biraz dinlenmek istiyorum, sonra hemen tekrar taşıyacağım, dedi. Taşı indirdi, içinden şayet Aziz Ahron benden vazgeçerse taşı bırakacak ve kaçacağım diye hayal ediyordu. O zaman Mutlu Ahron öğle vakti duasını yapmak üzere diz çöktü. Duasını tamamlayınca, şeytana: kalk, taşı al ki yolumuza devam edelim, dedi. Şeytan ise: gerçekten sana diyorum ki bir daha bu taşı taşıyamam, çünkü çok büyüktür, diye karşılık verdi. Aziz ona şunları söyledi: sana söyleyeceklerimi iyi dinle; kralın bu taşa çok ihtiyacı vardı ve sen bana kraldan ne dilersen onu taşıyacağım diye söz verdin. Şimdi görüyorum da sözünden geri dönmüşsün. Şayet kral onu kandırdığımızı duyarsa ve manastırımıza götürmek üzere aldığımız bu taşı burada bırakırsak, yalancılar gibi olur mahcup kalırız. Bu da ne kralın ne de yöneticilerinin gözünde hoş görünür. Kalk şimdi taşı al yolumuza devam edelim. Şeytan ona: Diri ve Gizli Allah’ın adıyla sana yemin ediyorum ki, bu taşı bir daha taşımaya gücüm yok. Aziz de: o halde burayı kazıyıp onu gömelim ki kimse görmesin; olur da kral duyarsa mahcup kalırız, dedi. Şeytan, yanımızda kazma yok ki, nasıl kazıp gömelim, diye sordu. Mor Ahron, ben kazarım dedi. Yere Kutsal Haçı resmetti ve değneğini yere vurdu. O anda yer, taşın ebatlarında yarıldı. Sonra Aziz, şeytana: taşın uzunluğunu ve genişliğini ölç dedi. Şeytan, taşın uzunluğunu elli altı metre, genişliğini otuz üç metre ölçtükten sonra aziz ona: şimdi in ve yarılan yeri ölç dedi. Şeytan yarığı ölçmek için içine inince, aziz taşı üstüne indirdi ve şöyle söyledi: ey kötü şeytan, bir daha Ahrun’a şehirden şehre yorgunluk, zorluk ve zahmet verecek misin? Şimdi Diri Allah’ın adıyla sana yemin ettiriyorum ki, senin yanına dönene kadar bu taşın altından çıkamayacaksın. Bunları söyledikten sonra aziz oradan ayrıldı ve onu bugüne kadar orada bıraktı. Şeytan, o yöreden gelip geçen herkese; acaba Süryani Ahrun geri geldi mi diye soruyor, onlarda hayır diyorlar. Bu güne kadar hala o taşın altında duruyor.

    Aziz oradan ayrıldıktan sonra, Turando adındaki şehre geldi. Şehirde yılan tarafından ısırılıp zehirlenen ve neredeyse ölmekte olan bir adam vardı. Mutlu Ahron onu görünce ona acıdı, onu bereketle yağlayınca hemen iyileşti. Aziz ona; seni sokan yılanın yeri nerede diye sordu. Zehirlenen adam azizi yılanın olduğu yere götürdü. Mor Ahron yılanı görünce, koştu, zıpladı ve üstüne tükürdü. O anda yılan kuyruğundan başına kadar yarılarak öldü. Ardından oradan ayrılarak Malatya şehrine geldi. Orada bir adam gördü, adamın doğuştan konuşamayan bir karısı vardı. Aziz, akşam kiliseye girdi. Adam onu görünce ona: efendim, görüyorum da Diri ve Kutsal Allah’ın askerisin ve benim doğuştan konuşamayan bir eşim var, dedi. Kutsal Mor Ahron, onu buraya yanıma getir dedi. Kadın yaklaşınca aziz, ağzına bereket koydu ve konuştu. Sabahleyin komşuları uyanınca konuşabildiğini gördüler. Yanına gelip nasıl olurda konuşabiliyorsun diye sordular. Kadın, kilisede bir adam var, o konuşmamı sağladı dedi. Hemen azizin yanına koştular, ayaklarına kapılıp ondan onların yanında kalmasını istediler ama aziz kabul etmedi. Bunun üzerine büyük bir kalabalık etrafında toplandı. Mor Ahrun, üzerlerine dua edip yoluna devam etti. Zelvan (Silvan?) adındaki köye girdi. Orada Abrohom (İbrahim) adında bir adam gördü. Adamın kötü ruhlara tutulan iri yapılı develeri vardı. Köy halkı, aralarında İbrahim’le birlikte Pazar günü dua etmek için çıktıklarında, Aziz Mor Ahrun’u gördüler ve ondan köylerine girmesi için ricada bulundular. Çünkü o yörede çok sayıda şeytan vardı ve çok sayıda insana saldırıp zarar vermiş hala da veriyorlardı. Bunun üzerine köye girdi, ona içlerine kötü ruhların girdiği otuz kişi getirdiler. Azizden o kötü ruhları o insanlardan çıkarmasını istediler. Aziz ayin yapacağız dedi. Ayini azizin kendisi icra etti ve o anda kötü ruhlar o bölgeden kaçtılar. Köyün sakinleri, azizin yanlarında kalmasını rica ettiler. Mor Ahrun onlara şöyle söyledi: manastırda kardeşlerim var ve yolumu gözlüyorlar; bu nedenle kalamam. Köy halkı ona: efendim, biz gider onları getiririz dedilerse de aziz bunu kabul etmedi. Oradan ayrılıp kardeşlerinin yanına vardı. Onlara su akıtan o oyuğun kuruduğunu gördü. Manastırdan biraz uzaklaştı, aşağı yukarı üç mil yürüdükten sonra akan su gördü. Aziz o suyu değneğiyle oyuğun ağzına kadar öğrencilerine çekti. Sonra yanlarına indi. Oyuğun tekrar su akıttığını gördüler. Allah’a övgü yükseltiler ve azize şunları söylediler: Efendim, manastırdan çıktığın o gün, bu oyuktan su kesildi; şimdi geldin, işte su akıtıyor. Öğrenciler, azizin gelmesine, çok değerli hazineden daha çok seviniyor coşuyorlardı. Bunun üzerine Mor Ahron onlara: evlatlarım bakın; Allah, Onu gerçek ve doğrulukla çağıranları ne kadar seviyor, dedi. Kutsal Aziz Mor Ahron o oyukta mükemmelliklerle ileriye gidiyordu. Değişik milletlerden insanlar yanına geliyordu ve hastalarını iyileştiriyordu.

    Mor Ahrun’un vefat günü yaklaşınca, tüm öğrencilerini toplayıp onlara şunları söyledi: ben bu yaşamdan intikal ediyorum, bundan sonra Rahip Tuma size baş, danışman ve yönetici olacak. Orada yetmiş yedi rahip vardı. Tuma, Allah adamı ve kâmil biriydi. Ayrıca azizin sırdaşıydı. Mor Ahrun’un sırtında, elbisesinin altında, demirden bir levha vardı, elbisesi ise hayvan saçından yapılmaydı.

    Aziz dua etmek için diz çökünce, dünya ve yaşayanları için dua etti ve efendisinden bunları diledi: ey Rabbimiz Mesih İsa, her kim Kutsal Adınla beni çağırırsa şeytanlara yenilmesin. Senin ve kulunun adının anıldığı yerin hasadında ziyan olmasın. Ne çekirge istilası, ne dolu, ne feryat, ne de kuraklık olsun. Akrep ve kötü sürüngenler bulunmasın. Her kim imanlı çocuklarının adıyla dilerse, Sen hazinenden onu yanıtla. Öyle ki Kutsal Adın ebediyen övülsün, âmin.

    Aziz Mor Ahrun duasını tamamlayınca, hazırdaki tüm kardeşlerin duyabileceği ve gök gürültüsünü andıran gökten bir ses işitildi: Galip Ahrun, Benim gerçek kulum, her dilediğin sana verilecektir. Daha sonra aziz, öğrencilerini diri Haçla kutsadı, ruhunu teslim etti ve esenlikle vefat etti. O kutsal bedeni kefenleyip, Kutsal Ruhun ilahileri ve övgüleriyle defnettiler. O temiz ve kutsal cesedi, galip Kral Kostantinos’un inşa ettiği kilisenin kuzey tarafına koydular.

    Kutsal Mor Ahrun o yamaçta yetmiş yıl eksi üç ay kaldı. Yeryüzünde ise, toplamda yüz on sekiz yıl yaşadı. Ardından bu kederli âlemden çıktı, lanetli bu yerden galip gelerek sevinç ve güzelliklerle dolu diyara, muhteşem yer olan Aden bahçesine intikal etti. Mor Ahrun, Aleksandros takvimine[5] göre 648 yılında, yirmi sekiz mayısta, sabah saat dokuzda, Kutsal Pantikost Pazarı gününde vefat etti. Kutsalın anma günü berekete, duası ise bize siper olsun, şimdi ve sonsuza dek âmin.

    (M.S. 28 Mayıs 337 saat 09.00 Pazar günü Pantikost Bayramı)

    Olgun kişiler arasında yerini almış Kutsal Mor Ahrun’un hayat hikâyesi burada bitmiş bulunuyor, duası bizimle olsun.

    Bu kitapçıkta azizin eliyle gerçekleşmiş elli altı mucize ve alamet bulunmaktadır.

     

    Kitapçıkta Geçen Şehir İsimleri: Sruğ (Suruç), Hanzit (Elazığ), Omid (Diyarbakır), Urhoy (Urfa), Batnon, Antiyukiya (Antakya), Abu, Urişlem (Kudüs), Militini (Malatya), Kostantinopolis (İstanbul), Kesariye (Kayseri), Konya, Turando.

     

    Kitapçıkta Geçen Köy İsimleri: Kafro Rabo (Büyük Köy), Rmalo, Lardin, Nurus, Zelvan (Silvan?).

     

    Kitapçıkta Geçen Nehir İsimleri: Deklaṭ (Dicle), Froṭ (Fırat)

     

    Çevirisinde bana güç veren Diri Allah’ın; Baba, Oğul ve Kutsal Ruhun Adına övgüler olsun, âmin.

    Davut ÜN

    15 Ağustos 2019

    ADIYAMAN



    [1] Armenya bölgesi, Doğu Roma imparatorluğu döneminde şu anki Erzurum, Kars, Van ve Amasya şehirlerinin olduğu bölüme verilen bölge kolordu ismidir.

    [2] Hanzit, 1936’dan sonra Elazığ ismini alan şehrimizin ilk isimlerinden biridir.

    [3] Suruç yakınlarında bir yer ismidir.

    [4] Theatron, görme yeri, izleme yeri demektir.

    [5] Selevkos Takvimi, İskender’in generallerinden Selevkos’un düzenlediği ve MÖ. 311’den itibaren başlayan bir takvimdir. Süryaniler bunu kullanmışlardır.

     

    « Tümü

Copyright ® 2014 Adıyaman Süryani Kadim Metropolitliği

Bu sitede kullanılan yazılı ya da görsel dökümanlar izinsiz kullanılamaz.

+90 (416) 213 36 73

Tüm yenilik ve gelişmelerimizden e-posta adresinizi bizimle paylaşarak ilk siz haberdar olabilirsiniz.